Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Bir kadına: "Kendi benliğini ıslah etmekten ve nefsini arındırmaktan kaçıp, bunu üniversite eğitimi veya iş hayatı atmosferinde aramaya kalkma" dediğimizde, zihnine hemen şu düşünce geliyor: "Ey kız kardeşim, evlen ve evinde otur, kocana ve çocuklarına bak, Allah senden razı olsun." Hayır, binlerce kez hayır.
Sizi, kendinizle yüzleşmekten ve nefsinizi ıslah etmekten kaçıp üniversiteye veya işe sığınmamanız konusunda uyardığımız gibi, aynı şekilde evliliğe de bir kaçış olarak sığınmamanızı tavsiye ediyoruz. Evlenmiş olanlara, Allah'ın izniyle başarılı bir eş ve eğitimci olmaları için gerekli anahtarları verdik ve vermeye devam edeceğiz.
Ancak henüz evlenmemiş olan ve Allah ile olan ilişkisi ile kendi nefsiyle olan ilişkisi noktasında bahsettiğimiz o temel birinci seviyede başarıya ulaşamamış olanlar için; evlilik çoğu zaman bir kaçış, önceliklerin birbirine karışması ve tıpkı temel esaslarda başarı sağlamadan eğitim ve iş hayatına atılmak gibi, benliğini yanlış bir yolda aramaktır.
Bu arada, "nefisle olan ilişki" kavramı, dinleyicinin genellikle boyutlarını ve önemini tam kavrayamadığı büyük anlamlarla yüklüdür; oysa bu konu en kritik ve en önemli meseledir. Bu nedenle, sözlerimizin genel kalmaması için bu bölümün sonunda, Allah'ın izniyle faydalı okumalar ve videolar aracılığıyla nefis terbiyesi için size bir yol haritası önereceğiz.
Nefis terbiyesini ihmal eden, küresel sistemin Hollywood romantizmi hayalleriyle duygusal olarak doldurmayı başardığı ve bu duygusal boşluk dolmadığı sürece huzurlu ve mutlu olamayacağına ikna edilmiş olan bir kadın; kendi benliğiyle ve Rabbiyle olan ilişkisinde huzur bulamadığı için, en iyi ihtimalle evliliğe duygusal yükünü boşaltacağı meşru bir alan olarak bakacak ve bu evlilikle mutluluğu yakalayacağını sanacaktır.
Evliliğe bu psikolojiyle ve bu şişirilmiş, gerçek dışı yüksek beklentilerle girer. Hayat arkadaşının, içindeki boşluğu tıpkı o filmlerdeki romantizmle doldurmasını ve bu durumun hep böyle sürmesini bekler. Oysa gerçek şu ki, evlilik böyle bir şey değildir. Evlilik sağlıklı ve başarılı olsa bile, yeni bir ilişkinin verdiği o keyifli dönemle başlasa bile, bir süre sonra alışkanlık başlayacak, aile hayatının çarkları, gereklilikleri ve sorumlulukları devreye girecektir. Hele ki kocanın kendisini tamamen soyutlayamadığı zorlu siyasi ve ekonomik gerçeklerin yaşandığı toplumlarımızda durum daha da farklıdır.
Ancak başarılı bir evlilikte sevgi ve merhamet ilişkisi baki kalır; oysa Batı'daki bu tür ilişkilerin gerçek yüzünü "Romantik Kutu" bölümünde size göstermiştik.
Kadın, evlilikten beklediğini bulamaz; aksine kendini hazırlamadığı sorumluluklarla karşılaşır. Böylece evlilik onun için bir yıkım ve yüke dönüşür ve bir kaçış yolu aramaya başlar. Ya kapitalist ve küresel sistemin sunduğu "kendini gerçekleştirme" alanlarına ya da sosyal medya mecralarına kaçar. Kaybolmuş benliğini kalabalıkların arasında, onların yorumlarında ve beğenilerinde aramaya başlar; onlardan, evlilikte doyuma ulaşmamış duygularına dokunacak övgü ve sitayişler bekler.
Eğer takvası ve Allah korkusu daha da azsa, kayıp benliğini iş yerindeki müdüründe, iş arkadaşında veya okul arkadaşında aramaya kalkar. Kendi nefsinden kaçıp evliliğe sığınmıştı; şimdi ise hem kendisinden hem de evliliğinden kaçıp eğitime, mesleğe, sosyal medyaya veya ölçüsüz ilişkilere sığınıyor. Eğer çocuk sahibi olursa, tıpkı kendisi gibi psikolojik olarak sarsılmış ve kaybolmuş nesiller yetiştirir.
Değerli dostlar, evlilik, hayatın devam etmesi için Allah'ın var ettiği fıtri ve içgüdüsel dürtülere bir cevaptır. Ancak bu dürtüler genç erkek ve kadınlarda çarpık bir şekilde kışkırtıldı ve onlarda psikolojik sorunlar ile gerginlikler doğurdu. Öyle ki, bu içgüdüsel dürtüler onların gözünde çözümü evlilik olan bir "sorun" haline geldi. Evlenince bir mucize olacağını ve bu sorunlarının çözüleceğini bekliyorlar.
Hatta bu durum toplumsal bir kültür haline geldi; anne ve babaların, çocuklarının evlenince düzeleceğini umarak "Evlenince durulur, aklı başına gelir" dediklerini duyarız. Oysa genellikle olan şudur: Psikolojik olarak hazır olmayan her iki taraf da birbirine engel olurken, her biri diğerinin kendisine hayat vermesini bekler.
Evlilik, nefis terbiyesinden kaçmak için kabul edilebilir bir sığınak, bir rehabilitasyon merkezi, çarpık bir duygusal yük boşaltma alanı, yapay bir sorunun çözümü veya hayali romantizmlerin gerçekleşme yeri değildir.
Evlilik, Allah'ın bize lütfettiği bir nimet, bir sükunet, sevgi ve merhamet kaynağıdır; ümmetin düşmanlarına karşı temel kalesi olan aile kurumunun çekirdeğidir. Ancak evliliğin böyle olabilmesi için, bu yola girerken ve ona hazırlanırken Rabbimize itaat etmemiz gerekir. Oysa gençlerimizin birçoğu tüm bunları ihmal ediyor; hatta Allah'tan gafletleri düğün gecesinde zirveye ulaşıyor.
Evet, eşlerin durumunun düzeldiği, bahsettiğimiz o hazırlık süreci olmadan evliliğe girmelerine rağmen sorunlarını çözdükleri durumlar vardır. Ancak bu ne çoğunluktur ne de genel kuraldır. Aile kurumu hakkında toplumda yerleşmesi gereken kültür bu değildir. Bu durum, evlenmeden önce nefsi ihmal etmenin ve onu arındırmamanın bir gerekçesi de olamaz.
Nefsinizi arındırmaya, faydalı ilim talep etmeye, belirli bir huzur düzeyine ulaşmaya, kendinizle ve Allah ile olan ilişkinizi düzeltmeye, hedeflerinizi netleştirmeye ve önceki bölümde bahsettiğimiz öncelikleri sıralamaya ihtiyacınız var. Evlenmek size nasip olmasa bile, razı, psikolojik ve duygusal olarak bağımsız olabilmek için bu huzurlu ve mutmain nefse ihtiyacınız vardır.
Eğer evlenirseniz, tekrar kendisine dönüp yakıt tazeleyeceğiniz ve ondan eşinize ve çocuklarınıza harcayacağınız bu nefse yine ihtiyacınız olacaktır. Aynı şekilde erkek eşin de tüm bunlar üzerinde çalışması gerekir; öyle ki evlilik, kapsamlı anlamıyla Allah Teala'ya kulluk yolculuğu içinde belirlediğiniz doğru hedefleri gerçekleştirmenin bir parçası olsun.
İşte o zaman, nefis terbiyesinin bu temel aşamasında başarılı olursanız; ister evli olun, ister hiç evlenmemiş olun, ister boşanmış veya dul olun, ya da eşiniz çeşitli sebeplerle sizden uzak olsun veya size karşı psikolojik ve duygusal görevlerini yerine getirmiyor olsun; eğer nefsinizi terbiye etmek için çalıştıysanız, o içsel yeterlilik lezzeti ve gerçekte elde ettiğiniz temel başarının tadı, serapta aradığınız o abartılı hayallerden çok daha büyük olacaktır. Bu, dünyada en büyük huzuru ve rızayı sağlar - "Onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız" - ve sonra ebedi mutluluğun olduğu ahirette de karşılığını bulur.
Değerli dostlar, biz evliliği zorlaştırmıyoruz, aksine onu başarılı kılmaya çalışıyoruz. Evliliğe adım atmadan önce Ali ve Fatma'nın (Allah onlardan razı olsun) imanı gibi bir iman da talep etmiyoruz. İnsan nefsinin zayıflık ve kusurlara meyilli olduğunu biliyoruz; ancak gençlerimizin ve kızlarımızın bahsettiğimiz asgari düzeye ve evlilik öncesinde nefislerini bu doğrultuda eğitmeye ihtiyaçları vardır. "Evlilik sünnettir" deyip, aile kurumunun başarılı bir şekilde inşasıyla ilgili ondan önceki farzları ve sünnetleri, ailenin gerginlik ve mutsuzluk sebeplerini, onu hayra yöneltmeyi ve ona zarar veren olumsuz huylardan kurtulmayı ihmal etmemeliyiz.
Bu terbiye yolculuğu evlilikten önce başlamalı ve bunun asgari düzeyi, talip olan gencin bir işi olması kadar önemli bir gereklilik olmalıdır. Genç erkek ve kadın, genellikle küçük de olsa bir ev, asgari düzeyde eşya ve evdeki maddi yaşam gereksinimleri olmadan evlilik adımını atmazlar; bazı şeyleri ise sonraya bırakabilirler.
Bizim söylediğimiz şudur: Sağlıklı bir hayatın ancak kendisiyle kaim olabileceği asgari düzeyde bir nefis terbiyesine ve psikolojik olgunluğa sahip olun, sonra yolculuğu tamamlar ve evlilikten sonra bu yolda yürümek için yardımlaşırsınız. Ancak evlilikten önce ayaklarınızı doğru yola koymuş olmalısınız; yöneldiğiniz ortak ve net bir hedefiniz, hakem kıldığınız ortak değerleriniz ve üzerinde anlaştığınız öncelikleriniz olmalı.
"Doğru yola evlendikten sonra gireriz" düşüncesine güvenmek ise, gerçekleşmeden önce uyardığımız bir durumdur. Bununla birlikte, bu duruma düşmüş olanlara da şunu söylüyoruz: Kendi durumunuzu ve ailenizin durumunu düzeltmek bir tövbedir ve tövbe kapısı her zaman açıktır.
Peki, hepimizin ihtiyacı olan bu nefis terbiyesi yolculuğuna nereden başlamalıyım? Evli olanlarımız veya henüz evlenmemiş olanlarımız, erkekler ve kadınlar... Bu konuda size şu okumaları, videoları ve kursları tavsiye ediyoruz:
Son olarak, bazı hanım kardeşlerimiz şöyle diyecektir: "Ben kaybolmuş bir benlik falan aramıyorum ama dürüstçe ve basitçe söylemek gerekirse, kendimi bir eş ve çocuklarla değil; gönüllü işlerde, kültürel faaliyetlerde ve hatta tebliğ çalışmalarında buluyorum. Bunlar yüce hedefler değil mi?"
Bu soruyu Allah'ın izniyle bir sonraki bölümde cevaplayacağız. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.