Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Değerli dostlar! Refah, medeniyetlerin çirkin yüzünü bir nebze de olsa örter. Ancak kaynaklar azalıp korku yayıldığında gerçekler gün yüzüne çıkar. Geçtiğimiz haftalarda, ilahi vahiydem uzak Batılı ve Doğulu toplumlarda korona salgınıyla birlikte yaşlıların, zayıfların ve engellilerin başına gelenlere dair pek çok örnek gördük. Gelin, aradaki farkı anlamak için buna karşılık İslam'ın onlara yaklaşımındaki büyüklüğe bakalım. Aradaki farkı idrak edelim.
Ayrıca pek çok kişinin zihnindeki şu soruya da cevap vereceğiz: Peki, tıbbi cihazlar ve tesisler üzerinde bir yığılma olursa ne olacak? Belki de yaşlılara bu şekilde davranmak zorunda kalıyorlar? Belki de gençler gerçekten daha önceliklidir?
Başlangıç olarak kardeşlerim, BBC'de yayınlanan "Koronavirüs: İspanyol ordusu huzurevi sakinlerini yataklarında ölü buldu" başlıklı haber gibi pek çok haber gördük. Haberlerin bağlantılarını inşallah ilk yoruma ekleyeceğiz. Yaşlıların çocukları onları aramıyor, durumlarından haberleri yok ve huzurevi çalışanları onları terk etmiş. Salgına yakalanmışlar ve Allah bilir ne kadar acı çektiler, ne kadar nefessiz kaldılar, ne kadar feryat ettiler ve tek başlarına ölüme terk edildiler.
Yeterli cihaz olmadığı için altmış beş yaş üstü kişilerin solunum cihazlarının ellerinden alındığını ve sakinleştiricilerle ölüme terk edildiklerini, bu cihazları daha gençler için kullanmak istediklerini anlatan doktoru gördük. Salgına yakalanan babaların, çocuklarının kendilerine veda etmeye gelmesini bekleyerek öldüklerini, çocukların ise ne haberi olduğunu ne de umursadığını gördük. Düşünün ki can çekişen, acı çeken, nefesi kesilen bir babasınız; çocuklarınıza baktığınız, onlarla şakalaştığınız, oyun oynadığınız, onlara harcama yaptığınız, hastalık günlerinde onlara şefkat gösterdiğiniz, hastaneye götürdüğünüz, ilaçlarını verdiğiniz anılarınız bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçiyor; ama hayatın son anlarında, o son saatlerde acı çekerken onlar sizi sormaya bile tenezzül etmiyorlar.
İngiltere'de, korona bulaşsın da ölsünler ve onlardan kurtulalım ümidiyle yaşlıların yüzüne tüküren gençlerin haberlerini gördük. Bir yazarın ifade ettiği gibi, örneğin Hollanda'da gençlerin bir kesimi arasında koronanın kendilerini yaşlılardan kurtaracağı, böylece ev sahibi olma şanslarının artacağı ve yaşlıların artık üretken olmadığı düşüncesiyle nasıl bir sevincin hakim olduğunu gördük. Yazar diyor ki: Birine sordum: "Ama ölmesini dilediğiniz bu insanlar bu harika ülkeyi inşa edenler değil mi?" Bana dedi ki: "Evet, onlara teşekkür ederiz, görevlerini yaptılar ve artık gitmeliler, artık bir işe yaramıyorlar."
Böyle durumlarda sözde eşitlik sloganları düşer ve sosyal Darwinizm'in bir biçimi ortaya çıkar: "Güçlü olan hayatta kalsın." New York Valisi veya Belediye Başkanı'nın ifade ettiği gibi, bu uygulanan şey sosyal Darwinizmin bir biçimidir ve yaşlıların ihmal edilmesidir.
Bakın, örneğin Alabama eyaletinde birkaç gün önce şöyle bir tedavi rehberi yayınlandı: "Ağır zihinsel engelli, ileri derecede demans veya ağır beyin hasarı olan kişiler, solunum cihazı kullanımı için daha az nitelikli olabilirler; yani bu cihazları kullanma şansları diğerlerinden daha düşüktür, başkalarına onlardan önce öncelik verilmelidir." Bunlar serebral palsi, çocuk felci veya doğumda oksijensiz kalmaya bağlı felç geçirenler, Down sendromlular veya ileri derecede demansı olanlardır.
Bugünlerde daha da artan bir şekilde, ceninlerin kürtajla alınması takıntısından sonra, tedavileri hükümete maliyet getirmesin diye tedavisi zor hastalıklara sahip olanları "ötenazi"yi (iyi ölüm) seçmeye teşvik etme fikri geldi. Yorumlarda Amerika ve Kanada'dan engelli veya yaşlı hastalara sağlık birimlerinden gelen şu mesajların haber linklerini paylaşacağız: "Sizi tedavi edemiyoruz ama isterseniz ötenazi konusunda size yardımcı olabiliriz." Yani acısız bir intihar, zarif bir yöntemle intihar.
Aynı durum Doğu'da da geçerli. New York Times'ta yayınlanan "Güney Kore'nin İntiharla Mücadelesi" başlıklı makalede yazar, intiharın nasıl yaygın bir fenomen haline geldiğini ve yaşlılar arasındaki nedenlerinden birinin yoksulluk ve aile sisteminin çöküşü olduğunu belirtiyor. Güney Kore gibi ekonomik olarak güçlü, maddi olarak üretken bir devlette aile sisteminin çöküşü... Ama insanın sonu böyle olacaksa bunun ne faydası var?
Buna karşılık ey aziz dostlar, İslam'ın yaşlılara ve zayıflara bakışına bakın. Sahih bir hadiste Peygamberimiz (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) şöyle buyurmuştur: "Bana zayıflarınızı arayıp bulun; çünkü siz ancak aranızdaki zayıflar sayesinde rızıklandırılır ve yardım görürsünüz." "Bana zayıfları arayıp bulun" demek, zayıfları bana getirin, onları bana yaklaştırın demektir. Peygamberimizin (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) bu talebi, onlara yakınlaşmayı, durumlarını sormayı, haklarını korumayı, söz ve fiille onlara iyilik etmeyi amaçlar. "Siz ancak rızıklandırılırsınız" yani Allah size rızık verir, "ve yardım görürsünüz" yani Allah savaşlarda ve benzeri durumlarda düşmanlarınıza karşı size yardım eder, "zayıflarınız sayesinde" yani onların aranızda bulunmasının bereketiyle, onlara bakmanız, onlarla ilgilenmeniz ve onların dualarının bereketiyle. Tabii ki ümmetin zafer için gerekli diğer sebeplere sarılmasıyla birlikte.
Bu hadiste Müslümanların zayıflarının fazileti açıklanmakta, onlara karşı kibirlenmekten sakındırılmakta, gönüllerini hoş tutmaya ve onları sevmeye teşvik edilmektedir. Bu güzel açıklamayı "Ed-Durerus-Seniyye" sitesinde, Nebevi hadislerin güzel şerhlerinde bulabilirsiniz.
Sahih bir hadiste Peygamberimiz (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) şöyle buyurmuştur: "Bereket, büyüklerinizle beraberdir."
Hepimizin ezbere bildiği, mağarada mahsur kalan ve kurtulmak için salih amelleriyle Allah'a yalvaran üç kişinin anlatıldığı sahih hadiste, birincisinin ne dediğini hatırlıyor musunuz arkadaşlar? Birincisi şöyle dedi: "Allah'ım! Benim çok yaşlı bir annem ve babam vardı. Her gün hayvanlarımı otlatmaya çıkar, akşam dönünce onları sağar, sütü önce anneme ve babama içirirdim; sonra çocuklarıma, aileme ve eşime içirirdim." Önce anne ve babama, sonra çocuklarıma ve eşime. Sonra bu adam, bir gece geç kaldığını ve anne babasını uyumuş bulduğunu anlattı. Onları uyandırmayı istemedi, "rahatça uyusunlar, uykularını bölmeyeyim" dedi. Çocukları ise ayaklarının dibinde açlıktan ağlıyordu. Anne babasına olan hürmetinden dolayı şafak sökene kadar bu şekilde bekledi. Sonra dedi ki: "Allah'ım! Eğer bunu Senin rızan için yaptığımı biliyorsan, içinde bulunduğumuz bu durumdan bizi kurtar, bize gökyüzünü göreceğimiz bir delik aç." Allah da gerçekten onlara bir delik açtı, ta ki diğer ikisi de dua edene kadar ve Allah onları tamamen kurtarıp dışarı çıktılar. Yaşlı anne babasını küçük çocuklarından üstün tuttu.
Kardeşlerim, bu sözlere Müslüman ülkelerde de ihtiyacımız olabilir. Bir süre sonra işler zorlaşabilir, kaynaklar kısalabilir ve şeytan bazılarımıza yaşlıları, hastaları ve zayıfları hafife almayı fısıldayabilir. Unutmayalım ki bizler ancak onlar sayesinde rızıklandırılıyor ve yardım görüyoruz; onlara yaptığımız iyilikler, hürmetimiz ve onların bize olan duaları sayesinde. Sen babana, kendi rızkını kazanamayacak kadar yaşlı ve hasta olan anne babana bakmak için rızık aramaya gidiyorsun ya; işte senin bu çıkışın Allah yolundadır.
Tüm bunlardan sonra, Batı'ya ve maddi medeniyete hayran olan Müslüman evlatlarından biri gelip şöyle diyor: "İslam insanlığa ne sundu? Sizin eleştirdiğiniz bu medeniyetler bize uçakları, arabaları, interneti, icatları, ilaçları vb. sundu." Şimdi, endüstriyel üretim yarışında geri kalmamızın dinimizden uzaklaşmamızdan kaynaklandığı ve İslam'ın aslında bu üretimi teşvik ettiği gerçeğini bir kenara bırakalım; tüm bunları bir kenara bırakıp soruyorum: İslam ne mi sundu? Bak onlar ne sundu? Hatta sana şunu söylüyorum: Eğer insan sonunda çocukları ve en yakınları tarafından böyle ihmal edilerek ölecekse, bu icatların, keşiflerin ve konforun ne faydası var? Eğer insanlık en temel insani değerlerden, merhametten, şefkatten ve büyüklere hürmetten yoksunsa; insanlığın, hayatının ve icatlarının ne anlamı kalır?
Pekala, birisi şöyle diyebilir: "Tüm bunlar güzel sözler ve bunlara katılıyoruz, ancak bir eksiklik yaşanırsa ve önceliklerin sıralanması zorunlu hale gelirse ne olacak?" Size başlangıçta şunu söyleyeyim: Amerika ve İngiltere gibi süper güçlerde veya Fransa, İtalya, Hollanda, İspanya ve Kanada gibi ülkelerde neden bu eksikliklerin yaşandığını düşünmeliyiz. Çünkü bu ülkeler insanın arzularını ilahlaştırıyorlar. Eskiden "insanı ilahlaştıran ülkeler" derdik; hayır, onlar ne insanı ilahlaştırıyorlar ne de insanın sağlık hizmetleri gibi dünyevi ve maddi yönleri dahil tüm yönleriyle ilgileniyorlar. Aksine onlar, şehvetleri ve hevaları ilahlaştırıyorlar. Barlar, sinemalar, filmler, moda, ahlaksızlık, şarkılar gibi tüketime dayalı şehvani alanlara; küresel tahakküm, zulüm, halkları köleleştirme ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarma arzularına devasa harcamalar yapılıyor. Bu büyük devletler, silahlanmada ve yıkım şekillerinde uzmanlaşmada birbirleriyle yarışırken, sağlık sistemine aynı derecede önem vermediler. Evet, sağlığa ve bilimsel araştırmalara çok büyük harcamalar yapılıyordu; sadece sağlığa değil, her şeye savurganca harcama yapılıyordu. Kendi mallarıyla ve başkalarının mallarıyla sefa sürüyorlardı. Ancak mevcut salgınla işler zorlaşınca, dengesizlik ortaya çıktı ve bir tarafı diğerine üstün tuttukları aşikar hale geldi.
Pekala, diyebilirsiniz ki: "Olan oldu, yaşlılarla ilgili muameledeki sorun nedir? Neden bir yaşlıdan solunum cihazını çıkarıp bir gence takmalarına kızıyoruz?" Diyoruz ki: Sorun öncelikle bazen onlardan kurtulma arzusunda veya bazı örneklerde gördüğümüz gibi onları ihmal etmektedir. Diğer durumlarda ise hayır, hepsi bir değildir; gerçekten yaşlılardan, zayıflardan ve hastalardan kurtulma arzusu taşımayanlar da vardır. Herkesin onlardan kurtulmak istediğini iddia etmiyoruz, hepsi aynı değildir; ancak maddi kriterler birçok durumda önceliklerin belirlenmesinde hala hakimdir. Kimin tedavi alacağı, kimin almayacağı; kimden solunum cihazının çekileceği ve kime verileceği konusundaki öncelikler böyledir.
Pekala, Müslümanlar arasında bir yığılma ve yetersizlik olduğunu varsayalım. Yüce Arş'ın Rabbi olan Yüce Allah'tan bize lütfetmesini ve bize hak ettiğimizle değil, rahmetiyle muamele etmesini dileriz. Allah'tan bu salgını Müslüman diyarlarından defetmesini niyaz ediyoruz. Ancak değerli dostlar, eğer Müslümanlar arasında bir yığılma olursa, birinin tedavisini diğerinin önüne geçirmemizi sağlayan kriterler nelerdir?
Şunu söyleyelim kardeşlerim: Genel kurallar ve kriterler vardır; bunların arasında asla genci yaşlıya tercih etmek yoktur. Maddi olarak üretken olanı, bakıma muhtaç olan tüketiciye tercih etmek de yoktur. Müslümanların kanları birbirine eşittir. Değerli dostlar, bu konuşmayı yapmadan önce bir grup ilim ehline sordum: "Tıbbi ekipman eksikliği olduğunda bir kişiyi diğerine tercih etmemizi sağlayan kriterler nelerdir?" Hepsi şu genel kuralda ittifak ettiler: Müslümanların kanları eşittir ve şeriat nazarında canlar birdir. Yine hepsi şu konuda ittifak ettiler: Solunum cihazı gibi canlandırma cihazlarını, eğer bu durum birincinin ölümüne yol açacaksa, bir kişiden alıp başka birine kullanmak için çıkarmak caiz değildir. Eğer bu durum ilk kişinin ölümüne sebep olacaksa, cihaz ondan çekilmez. Asla "Bu yaşlıdır" veya "Bu engellidir, cihazı ondan alıp gence verelim" denilemez; bu tamamen reddedilen bir durumdur. Hepsi candır ve şeriatın onlara bakışı eşittir; bir can için başka bir can feda edilemez.
Daha sonra ilim ehlinin sözleri üç ana kriter üzerinde yoğunlaştı: Birincisi: Öncelik sırası; yani tedaviye ilk kim geldiyse o daha hak sahibidir. İkincisi: İhtiyaç; tedaviye ve cihazlara en çok ihtiyacı olana öncelik verilir. Öyle ki, tedavi edilmediğinde hayati tehlikesi olmayan veya cihazın bazen takılıp bazen çıkarılabileceği biri varken, diğeri hemen tedavi edilmezse ölmesi beklenen biri olabilir. Üçüncüsü: İyileşme veya yaşama umudu; iyileşmesi veya yaşaması daha muhtemel olan öne alınır. Bu faktörlerin toplamına dayanarak, tedaviye kimin daha öncelikli olduğu takdir edilir.
Değerli dostlar, tüm bunlar cihazların başlangıçtaki kullanımı hakkındadır. Yani şu an bir grup insanımız var ve bu cihazları hangisine kullanacağımıza karar vermeye çalışıyoruz, cihaz eksikliğimiz var; işte bu durumlarda öncelik bu kriterlere göre verilir. Ancak kişi cihazda ise, başka birinin lehine ondan cihaz çıkarılmaz. Bu, insan canını onurlandıran, bu onuru maddi üretime bağlamayan ve insan sürekli, maliyetli bir bakıma ihtiyaç duyup topluma maddi bir üretim yapamadığı aşamaya geldiğinde bu onuru iptal etmeyen şeriatın büyüklüğüdür.
Yaşlıların çektiği sıkıntılar, günahları için bir arınmadır; gençler için ise onlara iyilik etmek, hem dünyada hem de ahirette bu iyiliğin bereketini kazanmak için bir fırsattır.
Kardeşlerim, aslında alimlerimize ve fakihlerimize bu konuyu mütalaa etmeleri ve bunu en önemli öncelikleri haline getirmeleri için bir mesaj gönderiyorum: Belirli tıbbi tesislere, kaynaklara ve cihazlara yığılma olması durumunda kriterler nelerdir? Bunları net bir şekilde belirlemelidirler. Çünkü bu konudaki ihtilafın geç bir vakte kalması, Müslümanlar arasında çekişmeye, kavgaya ve birbirlerine karşı kalplerin kinle dolmasına neden olabilir. Ancak şeriat hepimiz üzerinde hakim olursa, bu durum, insan en sevdiği kişinin bu tür sorunlarla karşılaştığını görse bile, ülfet ve hoşgörüye daha çok vesile olur.
Değerli dostlar, son olarak dinimizin bu muazzam yönünü Müslüman olmayanlara sunmalıyız ki, ilahi vahiy ile beşeri sistemler arasındaki farkı görsünler. Batı ülkelerinde yaşayan kardeşlerimiz de bunu yaşlılara ve zayıflara muamelede fiilen uygulamalıdırlar ki, elhamdülillah bunun örneklerini gördük. Batı ülkelerinde, başkalarını kurtarmaya çalışırken sadakat ve ihlasla hareket ettiğine inandığımız Müslüman doktorlar var; bu, tebliğin en güzel ve en vacip yollarından biridir. En iyisini Allah bilir.
Allah Teala'dan bize ve Müslümanlara lütfetmesini ve bizi Kendi itaati yolunda istihdam etmesini niyaz ederiz. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.