Evet kardeşlerim, bugün hurafa takipçilerinin kullandığı on birinci yanıltma yöntemini tartıştık: Temelleri ne kadar çökerse çöksün, Cahiliye dönemindeki insanların helvadan yaptıkları putlar gibi yeniden şekillendirilebilen teoriler kurgulamak.
(Arkadaş): Neden canın sıkkın? (Konuşmacı): Dostum, mahallenin çocukları bana karşı komplo kuruyorlar. (Arkadaş): Yahu neden böyle söylüyorsun? Bak, Samer ve Tamer evdeler; eminim yanlarında Safwan ve Adnan da vardır. Bu dördü ancak bana karşı bir komplo kurmak için bir araya gelirler. Özellikle son zamanlarda aramızda sorunlar çıktı ve o sinsi Safwan sürekli onların aklını bana karşı çeliyor. Aslında bu gerçeğe "Komplo Teorisi" adını vereceğim. (Arkadaş): Komplo Teorisi mi?! Bak gel buraya, Adnan ve Safwan sokakta yürüyorlar. Eğer teorin doğru olsaydı, dördü bir arada olurdu. (Konuşmacı): Tamam ama Samer ve Tamer evdeler. İşte görüyorum, fısıldaşıyorlar ve yanlarında bir çocuk var. Kesin bir komplo kuruyorlar ve unutmamak için planı bir kağıda yazıyorlar. (Arkadaş): Kardeşim, sen en başta onların bir arada oldukları için komplo kurduklarını iddia ettin, ben de sana bir arada olmadıklarını kanıtladım. (Konuşmacı): Ah, sen bilmiyorsun. Şimdi teori güncellendi; teorinin adı "Yarı Zamanlı Komplo Teorisi" oldu. Yarı Zamanlı Komplo Teorisi diyor ki: İkisi planı yazar, diğer ikisi de sokağa çıkıp onu uygular. (Arkadaş): Tamam bekle, nereye gidiyorsun? (Nefes nefese) Mahallenin çocuklarının elindeki o kağıt, Dünya Kupası maç programıymış! (Konuşmacı): Dostum o bir şaşırtma, sadece şaşırtma! Durum bu, zaten ben onların şaşırtma yaptıklarını ve böyle bir şey yapacaklarını biliyordum. Esasen teori yine güncellendi; adı "Şaşırtmalı Yarı Zamanlı Komplo Teorisi" oldu. Sen teori hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, gelmiş benimle tartışıyorsun ey cahil!
Bu yöntemle, günün birinde bu arkadaşımıza teorisinin geçersizliğini kanıtlamak mümkün müdür? Elbette hayır; çünkü onun bu yöntemiyle teori "yanlışlanamaz" bir hal almıştır.
Faydalı ilimlerin aslı olan Allah'ın kitabı, zamanın doğruluğunu kanıtladığı mucizeler ve sırlar ilan etmiştir. Ayrıca, eğer doğru olsaydı bu kitabın Allah katından olmadığını ispatlayacak meydan okumalar sunmuş ve insanları bu karşı tezleri kanıtlamaya çağırmıştır: "Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun benzeri bir sure getirin ve eğer doğru sözlüler iseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi de çağırın." [Bakara: 23], "Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok çelişki bulurlardı." [Nisa: 82]. Kur'an'da bir çelişki bulun veya benzeri bir sure getirin; bu, herhangi birinin deneyebileceği bir testtir ve Kur'an'ın sunduğu daha pek çok test vardır.
Hurafeler dünyasında ise öngörüler birer birer çöker. "Darwin'in Saçmalıkları" bölümünde gördüğümüz gibi; onun sayısız ara form öngörüsü, takipçilerinin faydalı mutasyonların varlığına dair öngörüleri ve cansız maddelerden laboratuvar ortamında hayatın yaratılabileceği iddiaları hep boşa çıkmıştır. Bu durum, takipçilerinin bu öngörüleri test edilemez hale getirmek için evrenin uçlarına, hatta ötesine kadar "saçmalamalarına" neden olmuştur.
Geriye ikinci soru kalıyor: Eğer keşfedersek, teori takipçilerinin teorinin batıl olduğunu itiraf edeceği karşı kanıtlar var mı? Çünkü karşı kanıtlar sadece teorinin parçalarını geçersiz kılmaz, aynı zamanda temellerini yıkar ve içeriğini boşaltır. Haydi görelim! Ve bu duraklarda, mahalledeki gençlerin komplosu hakkında teorisini sürekli yeniden şekillendiren o arkadaşımızı hatırlayın kardeşlerim.
Darwin'in teoriye dönüşen hayalleri:
Bu beş maddeyi aklınızda tutun kardeşlerim; bunlar Modern Darwinizm'in veya ilk haliyle Modern Sentez Teorisi'nin maddeleridir.
Beşinci kaleden başlayalım ve teorinin kalbine doğru ilerleyelim: "Sayısız ara form." Fosillerin sahteciliği ve yanlış yorumlanmasıyla ilgili acıklı hikayeleri bir kenara bırakalım; Darwin'in takipçileri sonuç olarak yer katmanlarında sayısız geçiş formu bulamadıkları konusunda bizimle hemfikirdirler.
Hatta teorinin önde gelen isimlerinden evrimci Stephen Gould, teorinin üzerinden 120 yıl geçtikten sonra yazdığı "Pandanın Başparmağı" (The Panda's Thumb) kitabında, çoğu fosil kaydının iki özellikle karakterize edildiğini belirtmiştir. Bunlardan ikincisi "ani ortaya çıkış"tır: Belirli bir bölgede bir canlı türü, kendisinden önceki atalarından kademeli bir dönüşümle ortaya çıkmaz; aksine aniden ve tam oluşmuş bir yapıyla belirir. Gould, göreceğimiz gibi buna çözümler üretmeye çalışmıştır.
Doğa tarihi profesörü evrimci Keith Thomson, Robert Carroll ve daha pek çok ismin benzer itirafları vardır; ancak hurafeyi halk arasında yayanlar bu itiraflardan asla bahsetmezler.
Böylece beşinci kale, yani "sayısız ara form" kalesi çöktü. Peki, teorinin geçersizliğine ikna oldular mı? Dediler ki: "Hayır, çöken bir öngörüyü kapsayacak şekilde teoride bir güncelleme yapacağız." Bu güncelleme diyor ki: Evrim bazen yeni türler üretene kadar çok hızlı gerçekleşir, sonra bu türler milyonlarca yıl boyunca evrimleşmeden kalır. Bu yüzden fosil kayıtları, hızlı evrim sırasında oluşan geçiş formlarının örneklerini saklamaya yetişememiştir.
Canlı aileleri düzeyindeki bu güncellenmiş teoriye "Kuantum Evrimi" adını verdik. Türler düzeyinde ise "Sıçramalı Denge" veya "Kesintili Evrim" dediğimiz başka bir güncellememiz var. Yani tam aksine, canlı türlerinin ara formlar olmadan aniden ortaya çıkması, bizim güncellenmiş teorimizin temel taşlarından biridir. Görüyor musun, sen bizim teorimizi anlamamışsın ve gelmiş tartışıyorsun ey cahil!
Ama bir dakika, hızlı bir gelişim mi?! O halde bizzat siz, ne zaman size "Bilinen insanlık tarihinde canlılarda neden bir gelişim gerçekleşmedi?" diye sorsak başımızı ağrıttığınız o dördüncü kalenizi, yani yavaşlık kalesini yıktınız. Diyordunuz ki: "Evrim çok yavaaaaaş ilerler, yüz binlerce, milyonlarca yıl sürer." Şimdi bize bir açıklayın; sonuç olarak bu evriminiz çok mu hızlı, yoksa çok mu yavaş?
Dediler ki: "Bazen hızlı olur, buna hızlı evrim (Tachytelic) deriz; bazen de yavaş olur, buna da yavaş evrim (Bradytelic) deriz." Biz size uydurduğunuz isimleri sormuyoruz (Bunlar sizin taktığınız isimlerden başka bir şey değildir) [Necm: 23]. Biz size gerçekleri soruyoruz.
Evrim dünyasında da "torpil" mi var? Yaşlarını milyonlarca, hatta yüz milyonlarca yıl olarak tahmin ettiğiniz canlı fosilleri var elimizde; ancak bunlar günümüze kadar olduğu gibi kalmışlar. Neden evrimleşmediler?
(Adnan İbrahim'in sesi): "Sonra size diyor ki: İşte bu karınca, evrim bilimcilerin tanıklığıyla milyonlarca yaşında. Onu kehribar içinde buldular, milyonlarca yıl öncesinden kalma bir karınca. Neden evrimleşmedi? Neden evrimleşsin ki? Kim size evrimleşmesi gerektiğini söyledi? Kim size tüm canlılar için böyle evrimleşmeleri gereken tek bir tempo olduğunu söyledi? Bu doğru değil. Modern sentez size diyor ki: 'Evrim tek bir hızda gerçekleşmez' ve onlar bunun tamamen farkındalar."
(Konuşmacı): Ama sen şunu bilmiyorsun; benim teorim diyor ki: Mahalledeki gençlerin yarısı komployu yazıyor, diğer yarısı ise uygulamaya çıkıyor. Ben bunun tamamen farkındayım!
Bir eğrelti otu türünün fosilleri keşfedildi ve yaşını en az 180 milyon yıl olarak tahmin ettiler. Genetik materyalini analiz ettiler ve "Science" dergisindeki bir makalede belirtildiği gibi, hiç değişmeden olduğu gibi korunduğunu gördüler. Evrim dünyasında torpil mi var? Bazı canlılar yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişmeden kalırken, aynı bölgedeki diğer canlıların -tıpkı bazı küçük memurların hızla yükselmesi gibi- çevresel koşullar nedeniyle muazzam bir hızla evrimleştiğine mi bizi ikna etmek istiyorsunuz?
Genetiğin evrimin en güçlü kanıtı olduğunu söylemiyor muydunuz? Genetik bilimi bize -Sahtekar bölümünde olduğu gibi- birinden diğerine dönüştüğünü ve evrimleştiğini iddia ettiğiniz canlılar arasındaki farkların, genetik materyal düzeyinde on milyonlarca veya yüz milyonlarca harf olduğunu söylüyor. Mutasyonlar, kromozomal hibritleşme, retrovirüsler ve sıçrayan genler gibi rastgele mekanizmaların, eğer onlara milyonlarca yıl verirsek bu değişiklikleri yapabileceğine bizi ikna etmeye çalıştınız. Bu iddia edilen süreler nasıl oldu da sadece binlerce yıla indirgendi?
Önemli olan şu ki; bu "yavaşlık" kalesi çöktü.
Gelelim üçüncü kaleye; "kademelilik" kalesi. Genetik ve fizyoloji bilimleri kademelilik fikrini yalanlıyor. "Onlarla Çocukmuş Gibi Konuşun" bölümünde açıkladığımız gibi; aynı canlıda, örneğin zürafanın iddia edilen boyun uzaması gibi basit bir değişikliğin gerçekleşmesi için, birçok değişikliğin aynı anda ve tek seferde gerçekleşmesi gerekir.
Bu uzama; kalbin büyümesini, kan damarlarında özel kapakçıkların bulunmasını, "Rete Mirabile" adı verilen harika ağın özel tasarımını ve zürafanın alt uzuvlarındaki kalın deriyi gerektirir. Bunlardan birinin diğerinden önce gerçekleşmesi, uyumsuz ve hayatta kalmaya uygun olmayan bir canlı ortaya çıkarır. Eğer kalp -zürafanın kalbi- bu mekanizmalardan ve boynu uzamadan önce büyürse, damarları patlar. Eğer önce boyun uzarsa, beyne kan gitmez.
Tüm bunlar sadece kan dolaşım sistemi düzeyindedir; ya diğer sistemlerindeki (sindirim, solunum, sinir, kas, iskelet, boyun omurları ve daha nicesi) sayısız değişiklik? Bunların hepsinin eş zamanlı olarak değişmesi gerekir. Aynı şekilde tüm hayati sistemler, "indirgenemez karmaşıklık" üzerine kuruludur. Dolayısıyla birikimliliğe yer yoktur; çünkü biz ardı ardına eklenen Lego parçalarından değil, her biri uyumlu ve organları bütünleşmiş canlılardan bahsediyoruz.
Yani -basitleştirmek gerekirse- "hayvan" kelimesini "insan" kelimesine dönüştürmek gerektiğini hayal edin! Değişimlerin kademeli olması için, ilk değişim "hayvan"dan anlamsız bir ara kelime, ikincisi başka bir anlamsız kelime ve üçüncüsü "insan" üretmelidir. Biyoloji dünyasında bu ara aşamalar anlamsızdır; yani var olmayan, hayatta kalmaya ve üremeye uygun olmayan canlılardır. Dolayısıyla bunlar aracılığıyla insana ulaşamayız. Bu yüzden, bir canlıdan diğerine iddia edilen evrimsel değişimde kademeliliğe yer yoktur.
Peki, bu hurafenin takipçileri onun çöküşünü itiraf ettiler mi? Aksine dediler ki: "Teorimizi güncelleyeceğiz ve diyeceğiz ki: Çok sayıda mutasyon gerçekleşebilir ve bir canlı türünü kademeliliğe ihtiyaç duymadan tek seferde başka bir türden çıkarabilir. Bu, fosil kayıtlarında ara formların eksikliğini açıklar. Bu güncellenmiş teoriye 'Makromutasyon Teorisi' veya 'Sıçrama Teorisi' diyeceğiz; evrimin başka bir türü: rastgele değişimler ve kör doğal seçilim."
Yani, genetik materyalin tam olarak gereken on milyonlarca harfi, tek seferde rastgele değişiyor. Bir canlının genetik materyalini on binlerce bilgisayarda açık olan Word dosyalarıyla temsil edersek; her dosya belirli bir geni temsil eder ve hepsi tek bir canlının vücudunu inşa etmek için iş birliği yapar. Mutasyonlar ise, "Onlarla Çocukmuş Gibi Konuşun" bölümünde olduğu gibi, klavyelere vuran bebeklerin karalamaları gibidir. Bu teoriye göre bebekler, dosyanın geri kalanında hiçbir bozulma yaratmadan, anlamlı paragraflar ekleyen, satırları silen ve harfleri değiştiren bir dizi eş zamanlı vuruş yapmışlardır. Ve tüm bunlar tamamen rastlantı ve tesadüf eseridir. Buna da bilim diyorlar!
Bu arada, bu teori havada uçma meraklısı hurafe takipçileri için müjde niteliğindedir. Eğer bir araba galeriniz varsa ve şehri bir kasırganın vuracağını duyarsanız, arabalarınızı otoparkta bırakın; ertesi gün uyandığınızda, grubunuzun görüşüne göre, onlardan en az birinin bir dizi eş zamanlı rastgele değişimle tek seferde bir uçağa dönüştüğünü görebilirsiniz. Özellikle de artık milyonlarca yıl şartı koşmadıkları, aksine onların görüşüne göre tek seferde olabileceği için.
Böylece, yavaş evrim fikri tamamen yıkıldı; artık binlerce yıla bile ihtiyaç duymaz hale geldi, tek seferde oluverdi. Ve daha da önemlisi, üçüncü kale olan kademelilik kalesi de yerle bir oldu.
Elbette kardeşlerim, biz hurafe takipçilerinin bir teoriden diğerine geçtiklerini, onlara cevap verdiğimizi ve onların da bize karşılık verdiğini söylediğimizde, bu onların tek bir yürek oldukları anlamına gelmez. Kendi aralarında ihtilaflı oldukları gerçeğini de değiştirmez. Bazıları kademeli evrim fikrine bağlı kalmaya devam ederken, diğerleri bunu reddediyor. "Sıçramalı evrim" veya "büyük mutasyonlar" fikri bir dönem alay konusu olmuş ve şiddetle reddedilmişti; ancak sonra bir kısmı bu fikri tekrar desteklemeye başladı. Hatta birbirlerini aptallıkla suçluyor ve birbirleriyle alay ediyorlar. Açıkçası, bu karşılıklı aptallık suçlamalarında ve alaylarında hepsinin haklılık payı var.
Yavaş ve kademeli evrim taraftarları, hızlı evrimi "düşüncesizlik ve acelecilik evrimi" veya "aptalların evrimi" olarak nitelendiriyor. Hızlı evrim taraftarları ise onlara, kendi teorilerinin "sürünen yavaş evrim" olduğunu söyleyerek karşılık veriyor. İçinde bulundukları acınası durumu görmek için Wikipedia'daki "Kesintili Denge" (Punctuated Equilibrium) sayfasının eleştiri bölümüne ve oradaki alıntılara bakmanız yeterlidir. Hatta bundan daha vahimi, 2016 yılındaki "Evrimsel Biyolojide Yeni Yönelimler" konferansına katılanların sözleridir. Bu katılımcılar, kendi ifadeleriyle "teorinin geleneksel yapısının takipçileri" tarafından maruz kaldıkları dogmatik düşmanlıktan şikayet etmişlerdir.
Hatta bazıları diğerlerinden kopup kendi evrimsel dinlerini kuruyorlar. Bunların en güncellerinden biri, içinde evrim dünyasının dev isimlerinin bulunduğu "Evrimin Üçüncü Yolu"dur. Evet, tüm bunları yapıyorlar ama hepsinin birleştiği nokta, hurafenin şu veya bu şekilde devam etmesi gerektiğidir. Tıpkı cahiliye dönemindeki putperestlerin kendi aralarında ihtilaflı olmaları gibi; hatta bazıları tapınmak ve lütfu ona atfetmek için kendi putunu kendisi yapardı. Kimisi Hubel'e, kimisi Uzza'ya, Lat'a, Menat'a, Zu'ş-Şera'ya, Isaf'a veya Naile'ye tapardı. İlahlarına yardım etmek uğruna birbirleriyle savaşabilirlerdi! Ancak hepsi "şirk hurafesi" üzerinde müttefiktiler.
Aynı şekilde hurafe takipçileri de, evrim hurafesinden kendi modifikasyonlarını -yani kendi putlarını- tasarlıyor ve ona mucizeler, kendi varlıklarının ve tüm canlıların var oluşunun lütfunu atfediyorlar. Ellerinde çeşit çeşit evrim modelleri var: yakınsak evrim, ıraksak evrim, paralel evrim, kademeli evrim, kuantum evrimi, kesintili evrim, büyük mutasyon evrimi, sıçramalı evrim, genişletilmiş evrim, ortak evrim. Putlar yapılmaya devam edecek; yeter ki "evrim" kelimesi baki kalsın ki kasıtlı, hikmetli ve iradeli bir yaratılışı inkar edebilsinler.
Siz İslam'ı bu türlerin hangisiyle uzlaştırmak istiyorsunuz? Özellikle de birçoğu birbiriyle çelişip çatışırken. Ayrıca "Hangi İslam'a uymamızı istiyorsunuz? Çözüm dini tamamen terk edip bilime sığınmaktır" diyenlere de şunu söylüyoruz: Sanki o iddia edilen bilim, üzerinde ittifak edilmiş tek bir şeymiş gibi konuşuyorsunuz. Kaldı ki o sahte bir bilimdir ve gerçek İslam ile gerçek bilim asla çelişmez. Sizin bu "biliminizden" hangisine uymamızı bekliyorsunuz? Kademeli evrime mi, kesintili denge evrimine mi, genişletilmiş evrime mi, yoksa tam olarak hangisine?
Gelin evrim teorisinin kalelerine geri dönelim! Onlardan geriye ne kaldı? Üç kale yıkıldı, iki tane kaldı. İşte teorinin merkezine yaklaşıyoruz. Sizi fazla bekletmemek için kardeşlerim, bu iki kaleyle hesaplaşmayı bir sonraki bölüme bırakacağız. O bölüm en önemli, en kritik ve sürprizlerle dolu bölüm olacak.
Son olarak, programımıza başladığımız soruya dönelim: Ey hurafe takipçileri, bu yönteminizle, günün birinde teorinizin batıl olduğunu itiraf etmenizi sağlayacak herhangi bir olgu veya gerçek var mıdır?
Böylece bugün kardeşlerim, hurafe takipçilerinin kullandığı on birinci yanıltma yöntemini tartıştık: Temelleri ne kadar çökerse çöksün, cahiliye ehlinin helvadan yaptığı putlar gibi yeniden şekillendirilebilen teoriler kurgulamak.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.