Barış üzerinize olsun. "Bir ateist, ateist olarak bilim üretemez" sözü ne anlama geliyor? Şöyle diyebilirsiniz: "Sana ateist veya materyalist olan ve faydalı keşifleri bulunan bilim insanlarının uzun bir listesini getirebilirim."
Kardeşlerim, önemli olan bu bilim insanının diliyle kendisi hakkında ne söylediği değildir. Önemli olan şudur: Faydalı bir bilim ürettiğinde bunu materyalist temellerle mi yoksa -farkında olsun ya da olmasın- inanç temelleriyle mi üretti? Eğer bir grup insan, gece gündüz bir bilgisayar programını yerip onun faydasız olduğunu söylese; ancak biz onların hesaplamalarında tamamen bu programa bağımlı olduklarını kanıtlasak, dilleriyle onu reddettikleri için bu programın onların hesaplamalarıyla bir ilgisi olmadığını mı söyleyeceğiz?
Aynı şekilde materyalist bilim insanı; faydalı bir bilim üretebilmek için kendi içinde materyalist işletim sistemini mi yoksa inanç işletim sistemini mi çalıştırıyor? Geçen bölümde deneysel bilimin dört kaynağının, bir Yaratıcıya iman yöntemi dışında hiçbir değeri olmadığını ve bu kaynakların materyalizmde çöktüğünü açıklamıştık.
Bu nedenle materyalist araştırmacı sanki şöyle demektedir: "Bilimsel faaliyetimden Yaratıcının varlığını istisna edeceğim; ancak ancak bir Yaratıcının varlığıyla değer kazanan 'akıl'dan, yine ancak bir Yaratıcının varlığıyla değer kazanan 'nedensellik' gibi ön kabullerden, ancak bir Yaratıcının varlığıyla varsayılabilecek olan sabit evrensel yasalar, düzen ve kanunlardan ve eşyanın eserlerini gözlemlemeyi kapsayan -ki bu durum Yaratıcının varlığına en büyük delildir- 'duyu'lardan yola çıkacağım."
Dolayısıyla materyalist araştırmacı, farkında olsun ya da olmasın, faydalı herhangi bir bilim üretebilmek için materyalizminden sıyrılmak ve inanç temellerinden yola çıkmak zorundadır. Yani kendi içinde, diliyle telaffuz ettiği materyalizm virüsünü değil, Yaratıcıya inanan işletim sistemini aktif hale getirmiştir. Bu yüzden, araştırmacının kendisi ve kanaatleri hakkında ne söylediği bizi ilgilendirmez; çünkü dayanak noktalarının tamamı, istese de istemese de, farkında olsa da olmasa da Yaratıcıya iman yönteminden gelmektedir.
Bu bölümde, Yaratıcının varlığını inkar eden ateist materyalist ile Yaratıcıyı inkar etmeyen ancak evrenin ve hayatın tesadüfen oluştuğunu söyleyip Yaratıcıyı bunların açıklamasından hariç tutan materyalist arasında ayrım yapmamıza gerek yoktur; zira her ikisiyle de olan ihtilafımız birdir.
Materyalist araştırmacı, deneysel bilimin bir Yaratıcıya olan ihtiyacı ortadan kaldırdığını zanneder veya iddia eder. Yani evreni ve hayatı açıklarken bir Yaratıcıya gerek olmadığını savunur. Sevgili dostlar, bu materyalistin ne yaptığını biliyor musunuz? O, şu iki safsatayı yapmaktadır:
Birinci safsata "Çalınmış Kavram Safsatası" olarak adlandırılır. Tanımı şöyledir: Bir kavramı kullanırken, o kavramın üzerine inşa edildiği temel esasların doğruluğunu inkar etme hatasıdır.
Size bu safsatayı açıklayacak bir örnek bulmak için çok araştırdım ve materyalist araştırmacının yaptığından daha net bir örnek bulamadım. O; evreni keşfederken, olayların nedenlerini araştırırken, bu konuda aklına güvenirken, nedenselliği şüphe duyulmayan bir ön kabul olarak alırken, bir düzen ve kanunların varlığına inanırken ve eşyayı eserlerini gözlemleyerek kanıtlarken, tüm bu dayanak noktaları değerini bir Yaratıcının varlığından alır. Dolayısıyla araştırmacı, farkında olsun ya da olmasın, bunları Yaratıcıya iman yönteminden çalmak zorunda kalmıştır.
Tanıma geri dönelim... Bir kavramı kullanırken, o kavramın üzerine inşa edildiği temellerin doğruluğunu inkar etme safsatası. Materyalist, bu dayanak noktalarını kullanmış ama bu noktaların üzerinde yükseldiği asıl temeli, yani Yaratıcıya imanı inkar etmiştir.
Bu araştırmacı olayların nedenlerini öğrendiğinde başka bir safsataya daha düşer ve der ki: "Nedeni öğrendim, o halde evreni ve hayatı açıklamak için bir Yaratıcıya gerek yok." Böylece nedenleri, akli delillerle kaçınılmazlığı kanıtlanmış olan ve nedenlerin sonsuza dek geriye gitmesini engelleyen "İlk Neden"in yerine koyar. Bu konuyu ("Neden Bir Yaratıcı Olmalı?" başlıklı 17. bölümde) açıklamıştık.
Bu materyalist, pratikte sonuç olarak sanki şöyle demektedir: "Bir Yaratıcı yoktur, çünkü bir Yaratıcı olmak zorundadır!" Dayanak noktaları bir Yaratıcının varlığına dayanmakta, sonra ise keşfinin sonucunu bir Yaratıcının varlığını inkar etmek için kullanmaktadır.
Bu nedenle, materyalistler size ateist ve materyalist araştırmacıların oranlarını delil olarak sunduklarında; buna karşılık olarak Yaratıcıya inananların oranlarını delil göstermek veya "Nobel ödülü alan inançlı bilim insanlarının oranı şudur budur" demek hatalıdır. Arkadaşlar, bizim bu rakamlarla ne işimiz var?
Doğru yöntem; ister materyalist bir kişi olsun ister Yaratıcıyı ikrar eden bir kişi olsun, herhangi bir faydalı araştırmanın çıkış noktası olan gerçek bilimsel temelleri araştırmaktır. O zaman göreceksiniz ki, araştırmacılar dilleriyle ne söylerlerse söylesinler, bu temel dayanakların yüzde yüzü Yaratıcıyı ikrar etme yöntemine aittir.
Belki de bilimin tüm dayanaklarının yaratılışa iman metodundan geldiğini ve materyalizmin hiçbir şey üretmeyen bir virüs olduğunu söylediğimizde hala mübalağa ettiğimizi hissediyorsunuz. Öyleyse bize, materyalizmin zorunlu kıldığı aklın değerini ve akli zaruretleri yok sayma, tesadüf ve düzensizlik iddiası ile eşyayı eserlerinden yola çıkarak kanıtlama yöntemini iptal etme esasları üzerine kurulu tek bir keşif getirin. Bu temeller üzerine inşa edilmiş tek bir icat, tek bir buluş gösterin.
Materyalist bir araştırmacı bir deney yaptığında ve sonuçlar kendisinden önceki onlarca araştırmanın doğruladığının aksine çıktığında, eğer deney şartlarının öncekilerle aynı olduğundan eminse asla şöyle demeyecektir: "Demek ki evrende bir düzen yok." Aksine, "Deneyde bir hata var" diyecektir. Yani sorunu, kendi materyalist ilkelerine göre evrenin tesadüfi doğasına atfetmeyecektir.
"Challenger" uzay mekiği infilak ettiğinde, sonuç "demek ki evren güvenilecek kanunlardan yoksundur" şeklinde olmadı. Ondan sonra uzaya mekik göndermeyi de bırakmadılar. Bilakis, tasarımda bir hata olduğundan emin oldular ve sebebini öğrenmek için bir komisyon kurdular. Herhangi bir uçak düştüğünde de durum aynıdır. Kardeşlerim, tüm bunlar bu evrenin son derece hassas bir düzen ve disiplinle işlediğinin pratik bir itirafıdır. Bu ise materyalizmin dayattığı kör tesadüflerle gerçekleşemez.
Birisi çıkıp diyebilir ki: "Materyalizmin aklın değerini ve evrendeki düzenin varlığına olan güveni yok ettiğini nasıl iddia edersin? Materyalist bilim insanları böyle demiyorlar; aklı yok saymıyor, aksine ona kutsallık atfediyorlar. Kanunları yok saymıyor, tam tersine onları keşfedip onlardan yola çıkıyorlar."
Ha, demek ki siz beni hala anlamamışsınız! Bir ilke olarak materyalizm ile kendilerine materyalist diyenler arasındaki farkı henüz ayırt edememişsiniz. Benim basitçe söylediğim şudur: Akla saygı duyan ve evrendeki düzene inanan bir materyalist, bunu yapabilmek için -farkında olsun ya da olmasın, ister bilinçsizce yapsın ister şu ayetin kapsamına girsin- materyalizmini inkar etmiştir: "Gönülleri onlara yakinen inandığı halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler." [Neml Suresi: 14].
Şöyle düşünün: Birisi size diyor ki: "Sigara içen doktorlar da var, içmeyenler de. Bu da gösteriyor ki sigaranın hastalıklarla bir ilgisi yoktur; eğer olsaydı bu doktorlar içmezdi." Ona deriz ki: "Bu kişiler basitçe kanaatlerine göre hareket etmiyorlar." Aynı şekilde materyalist araştırmacıların da kendi çıkış noktalarıyla uyumlu olmaları asla bir şart değildir. Burada kanıtladığımız şey, deneysel bilimin yaratılış metoduna muhtaç olduğudur. Kişilerin kendi kanaat ve ilkeleriyle uyumlu olup olmamaları ise insanlara, onların dürüstlüklerine ve kalplerindeki hastalıklara bağlı başka bir meseledir.
Materyalist bir araştırmacı eğer materyalizmin ilkeleriyle uyumlu olmaya çalışırsa, temel gerçeklerden şüphe etmek zorunda kalacak ve size: "Akıl hakikati bilmek için tasarlanmamıştır" diyecektir. Dolayısıyla, geçen bölümde gördüğümüz örneklerde olduğu gibi deneysel bilimin temellerini yıkacaktır.
Bu yüzden, bir ateist gelip size "Bana Dawkins'in, Krauss'un ve benzerlerinin sözleriyle itiraz etme, onlar sadece kendilerini temsil ederler; ateizmin kutsal bir kitabı veya mercileri yoktur. Sizin de müminler olarak hocalarınızın şaz (aykırı) görüşleri var, ben de bunları size karşı toplayabilirim" dediğinde ona şöyle deyin: "Materyalistler için topladığımız bu sözler, materyalizmlerinin doğal bir sonucudur; yani bu onların metodundan bir sapma değil, onun somutlaşmış halidir. Oysa iman metoduna mensup bazı kişilerden bana karşı toplayacağın sözler, bu metodun dışına çıkmaktır; dolayısıyla onları temsil eder, iman metodunu temsil etmez."
Kardeşlerim, materyalizm için şu iki seçenekten kaçış yoktur: Ya faydalı bir bilim üretmek için materyalizmini inkar edecektir ya da materyalizmle uyumlu olmaya çalışıp bilimi temelinden yıkan bu görüşlere ulaşacaktır.
Düşünün sevgili dostlar, tüm bunlardan sonra birinin gelip size sadece Yaratıcıya imanın deneysel bilimle hiçbir ilgisi olmadığını kanıtlamaya çalışması değil, aynı zamanda Yaratıcıya imanın deneysel bilimlerdeki geri kalmışlığın sebebi olduğunu iddia etmeye kalkışması ne büyük bir saçmalıktır! Örneğin biz Müslümanlara gelip şöyle derler: "İslam, Müslümanların deneysel bilimlerde geri kalmasının sebebidir; nitekim şu an dünyadaki bilim insanlarının çoğu Müslüman değildir." Yani bir kez daha, yöntemi kişilerle karıştırıyorlar.
Bu iddiayı ortaya atan kişi, Müslümanların deneysel bilimin efendileri olduğu bir çağda yaşamış olsaydı, kendi mantığına göre o zaman şöyle demek zorunda kalacaktı: "İslam, deneysel bilimlerdeki ilerlemenin sebebidir; nitekim bilim insanlarının çoğu Müslüman'dır."
Peki bir soru: Vahiy ne zaman kesildi ve İslam ne zaman tamamlandı? On dört asır önce. Fetihlerle, iç karışıklıklarla, ilim tahsiliyle, tercümeyle ve bilgiyi özümsemekle meşgul olan Müslümanlar için işler yoluna girip bazı merkezlerde düzen sağlandıktan sonra zihinler üretmeye başladı. Müslümanların eliyle deneysel bilimlerin altın çağı geldi; bu çağ yüzyıllarca sürdü ve ardından içinde yaşadığımız döneme kadar kademeli bir gerileme başladı.
Soru şu: Deneysel bilimlerin altın çağından sonra, gerçeği değiştiren ve İslam'ı ilerleme sebebiyken geri kalma sebebi haline getiren yeni ayetler mi indi? İki ayrı İslam mı var: Deneysel bilimde ilerlemenin sebebi olan Orta Çağ İslam'ı ve deneysel bilimde geri kalmanın sebebi olan günümüz İslam'ı mı? Yoksa İslam aynı İslam da, kişiler mi ondan uzaklaşıp yakınlaşıyor, böylece geri kalıyor veya ilerliyorlar?
Kardeşlerim, kişilere dayanarak yapılan bu çıkarımın ne kadar zavallıca ve safça olduğunu görüyor musunuz! Bilimin yola çıktığı gerçek temellere bakmak yerine kişilere bakıyorlar. Elbette, bazı Müslüman gençlerin zihinleri o kadar yıkandı ki, Müslümanların yüzyıllar boyunca maddi bilimlerdeki üstünlüğünün bir gerçek değil, bazı hocaların mübalağası olduğunu sanabiliyorlar.
Gelin, doktor ve araştırmacı kardeşimiz Heysem Talat'ın UNESCO gibi uluslararası kuruluşlardan, The Guardian ve The Telegraph gibi İngiliz gazetelerinden aktardığı bazı bilgileri dinleyelim.
Dr. Heysem Talat: [Allah'ın selamı üzerinize olsun. UNESCO'ya göre hala faaliyet gösteren en eski üniversite, Müslümanların hicri üçüncü yüzyılda (Hicri 245) kurduğu Karaviyyin Üniversitesi'dir. Dünyanın hala var olan, içinde miladi dokuzuncu yüzyıla kadar uzanan kitaplar ve bilimsel kaynaklar barındıran en eski kütüphanesi bir İslam kütüphanesidir. Tam yedi yüzyıl (700 yıl) boyunca dünyada bilimin uluslararası dili Arapça idi; Bağdat ise kültürün, bilimin, deneyin, laboratuvarın, fiziğin ve astronominin merkeziydi.]
Pek çok Müslüman genç, benim ve birçok araştırmacının bilimsel bilgi edinmek ve Pub Med gibi alt dallarında araştırma yayınlamak için kullandığı en ünlü elektronik kütüphane olan Amerikan Ulusal Tıp Kütüphanesi'nin (National Library of Medicine) "İslami Tıbbi Yazmalar" (Islamic Medical Manuscripts) başlıklı özel bir bölümü olduğunu bilmez. Oraya girdiğinizde tıp, eczacılık, kimya, uzay bilimleri ve diğer alanlarda yazılmış el yazmaları bulursunuz.
"nlm.nih.gov" adresine girin, arama motoruna yazın, ardından "Katalog" (Catalogue) seçeneğini seçin ve Batı medeniyetinin faydalandığı, üzerine inşa ederek bugünkü seviyesine ulaştığı İslam medeniyetine ait el yazmalarına göz atın.
Dünyayı gezen, İslam medeniyetinin keşiflerini ve deneysel bilimlerin ve modern keşiflerin bu keşifler üzerine nasıl inşa edildiğini sergileyen "1001 İcat" sergisini duydunuz mu? Bu sergiyi, Manchester Üniversitesi'nde makine mühendisliği profesörü olan ve aynı zamanda "Müslüman Mirası" (Muslim Heritage) adlı web sitesini kuran Salim el-Hasani kurmuştur. Siteye göz atın ve İslam medeniyetinin tarihine bakın.
Antropoloji uzmanı Dr. Robert Briffault, "İnsanlığın İnşası" adlı kitabında şöyle der: "Avrupa'da 'Bilim' (Science) dediğimiz şey, yeni bir sorgulama ruhunun, yeni araştırma yöntemlerinin, deney, gözlem ve ölçüm yöntemlerinin kullanımı ve Yunanlıların bilmediği bir matematiksel gelişimin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu ruh ve bu yöntemler, Avrupa dünyasına Araplar aracılığıyla girmiştir."
Dr. Sami Amiri de "Nübüvvet Delilleri" kitabının deneysel bilim bölümünde, bilim tarihinin kurucusu kabul edilen George Sarton'dan, Kitab-ı Mukaddes çalışmaları uzmanı Herwig Hirschfeld'den ve ateist fizikçi-filozof Victor Stenger'den benzer şehadetler aktarır.
Frankfurt Üniversitesi'nde eski doğa bilimleri tarihi profesörü olan Fuat Sezgin, Müslümanların katkılarını ortaya koyan muazzam öneme sahip eserler vermiştir. Kendisi, Almanya'nın Frankfurt şehrinde Müslüman bilim insanlarının yüzlerce icat ve model örneğini sergileyen Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nün kurucusu ve direktörüydü. Daha sonra aynı fikirle İstanbul'da bir müze kurmuş ve geçen yıl vefat etmiştir (Allah ona rahmet etsin).
Gençler, tarihiniz çalındı! Tıpkı Yaratıcı merkezli yöntemden entelektüel bir hırsızlık yapıldığı gibi, tarihiniz de tamamen çalındı. Deneysel bilimi kuranlar Müslümanlardır; onlar bu bilimin efendileriydi ve bugün gördüğünüz her şeyin üzerine inşa edildiği kuralları koyanlardı. Eğer Müslüman ülkelerdeki okul müfredatları bunlardan bahsetmiyorsa, bunun sebebi basitçe bu müfredatların nesillerimizi eğitmek için değil, onları cahil bırakmak için var olmasıdır; oysa öğrenci ve ailesi bir şeyler öğrendiklerini sanırlar.
Müslümanların katkısı sadece geçmişte değil, günümüzde de devam etmektedir. Psikolojik olarak yenilmişlerin papağan gibi tekrarladığı en yaygın ifadelerden biri şudur: "Siz maddecileri eleştiriyorsunuz ama fikirlerinizi yaymak için kullandığınız internete kadar her şeyi onlar sizin için yaptı."
Peki, bu internete katkıda bulunan en önemli kişilerden birinin, Wi-Fi teknolojisinin temelini oluşturan teknolojinin üretimine ve 4G teknolojisine katkı sağlayan Müslüman bilim insanı Dr. Hatem Zaghloul olduğunu bilseydiniz ne düşünürdünüz? Kendisinin yayınlanmış birçok patenti, binlerce kez atıf yapılmış araştırmaları vardır ve birçok ödül almıştır.
Doktor Hatem Zaghloul Allah'a inanıyor ve bu imanıyla gurur duyuyor: [Yani Allah'a hamdolsun, tüm hayatım boyunca dinime bağlı kaldım. Din, hayatımdaki tek gerçek ve değişmez dayanak oldu. İnsan seyahat ediyor, ülkesini değiştiriyor, çevresini ve pek çok şeyi değiştiriyor; ancak namaz kılmaya, Cuma namazlarına katılmaya ve tüm bunlara devam ediyor. İkinci olarak, ekonomik ve sosyal ilerlememle birlikte, Kanada'daki Müslüman topluma ve genel olarak Kanada toplumuna yeniden bir şeyler vermeye çalışmaya başladım. Bu durum insana psikolojik bir huzur veriyor; toplumdan aldığınızın bir kısmını geri verdiğinizi hissediyorsunuz. Allah bana başarı nasip etti ve uzun bir süre Calgary'deki İslam toplumunun başkanlığını yürüttüm].
Bu, gençlerimizin bilincinden kasıtlı olarak uzaklaştırılan örneklerden sadece biridir. Müslüman Araştırmacılar grubunun, aramızda yaşayan çağdaş Müslüman bilim insanlarından oluşan bir listesi ve her birinin başarıları hakkında kısa bilgileri mevcuttur. Tüm bunlara rağmen, bu bilgileri deneysel bilimin imana olan ihtiyacını kanıtlamak için sunmadım. Öyle ki birisi çıkıp bana: "Deneysel bilim Müslümanların eliyle doğup gelişmiş olsa bile, bu durum onların İslam'ının mutlaka üstünlüklerinin sebebi olduğu anlamına gelmez" demesin.
Ben bu bilgileri sadece, İslam medeniyetinin parlak yönünü ve Müslümanların günümüzdeki başarılarını kasten görmezden gelenlerin olduğunu bilmeniz için aktarıyorum. Sonra bu kişiler size dönüp: "Bakın Müslümanlar maddi bilimlerde ne kadar geri kalmışlar, demek ki İslam geri kalmışlığın sebebidir!" derler. Bu durum, "birbiri üstüne binmiş karanlıklar" gibidir; tarih cahilliği, gerçeklikten kopukluk, hatalı çıkarımlar ve mantık hatalarının birikimidir.
Aksi takdirde, sıkı sıkıya bağlı olduğumuz ve gurur duyduğumuz asıl delilimiz; deneysel bilimin dayandığı tüm kaynakların bir Yaratıcıya olan imana dayandığını kanıtlamaktır. Bugün Batı'nın maddi ilerlemesini, ilan ettikleri materyalist yaklaşımlarının doğruluğuna delil olarak gösterenler, Firavun'un safsatasını uygulamaktadırlar. Nitekim Firavun da maddi ilerlemeyi iddiasının doğruluğuna delil göstererek şöyle demişti: "Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden bu nehirler benim değil mi? Görmüyor musunuz?"
Peki, materyalist araştırmacıların ve çevrelerindekilerin, aslında inanç temelli ön kabullerden hareket ettiklerini fark etmemelerine sebep olan nedir? Kardeşlerim, bunun açıklaması şudur: Fıtrat hakkındaki bölümlerde açıkladığımız gibi, inanç temelli bu ön kabuller onların ruhlarına fıtrat gereği yerleştirilmiştir. Bu inanç esasları, ruhlarında halihazırda var olan işletim sistemidir. Materyalizm ise "El-Mahtuf" (Kaçırılmış) bölümünde belirttiğimiz gibi tam olarak bir virüse benzer. Materyalizm virüsüne yakalanmış bu araştırmacıya bakan ve onun materyalist fikirlerle konuştuğunu duyan biri, bu araştırmacının ürettiği bilimin materyalizm virüsünün bir ürünü olduğu yanılgısına düşebilir. Oysa gerçekte bu bilim, ruhlara aslen yerleştirilmiş olan "Yaratıcıyı ikrar etme" yönteminin bir ürünüdür.
Sonuç olarak değerli dostlar, yukarıda sayılan nedenlerden dolayı; bir ateist, ateist kalarak bilim üretemez; bir materyalist de materyalist kalarak bilim üretemez. Faydalı herhangi bir şey üretebilmesi için bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde ateizminden veya materyalizminden sıyrılması gerekir. Çünkü bilimin tüm dayanak noktaları, istese de istemese de "Yaratıcıyı ikrar etme" yönteminden gelir. Bundan sonra diliyle dilediğini söyleyebilir.
Dikkat edin kardeşlerim, ben bu bölümde "Ateist bilim üretemez" derken; "Bilim insanlarının çoğu evreni ve hayatı yaratan bir Yaratıcıya inanıyor, ateistler veya materyalistler ise küçük bir azınlıktır" mı dedim? Hayır, bunu söylemedim ve oranlar bizi ilgilendirmiyor. Buna rağmen, bazı ateistlerin bu bölümün başlığını kullanarak, takipçilerinin dikkatle incelemediğinden ve araştırmadığından emin bir şekilde, kandırılmış kitlelerini aldattığını göreceksiniz.
Gelecek bölümde, maalesef bazı İslami düşünce mensuplarının dillerine bile pelesenk olmuş bir ifadenin batıllığını ortaya koyacağız. O ifade şudur: "Deneysel bilim tarafsızdır; Allah'ın varlığını ne ispat eder ne de reddeder." Bu, en önemli bölümlerden biridir. Bizi takip etmeye devam edin. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.