İmtihan, müminin Allah'ın hikmetine olan yakînini artırır. Dolayısıyla imtihanın kendisi, gaflet içinde olanın Allah'a olan sevgisini bulandırırken, mümin kulun Allah Teala'ya olan sevgisini artırır. İbn Ataullah el-İskenderi şöyle demiştir: "Sana fehim (anlayış) kapısı açıldığında, mahrumiyet (vermemek) ihsanın ta kendisi olur. Sana verdiğinde sana iyiliğini gösterir, senden mahrum bıraktığında ise sana kahrını (sonsuz gücünü) gösterir. O, tüm bunlarda Kendisini sana tanıtmakta ve lütfunun varlığıyla sana yönelmektedir. Mahrumiyetin seni incitmesi, sadece Allah'ın o durumdaki muradını anlamayışındandır."
Bir nimetten mahrum bırakılabilirsin; ancak Allah Teala seni mahrum bıraktığında O'nun hikmeti üzerine tefekkür etmeye muvaffak kılarsa, bu tefekkür sana mahrum kaldığın şeyden çok daha büyük bağışlar olarak dönecektir. Allah Teala'nın bu imtihan aracılığıyla sana isimlerini ve sıfatlarını tanıttığını göreceksin. İmtihanı sadece katıksız bir şer olarak gören kimsenin musibeti ise, tefekkür azlığı ve Allah Teala'nın hikmetlerini anlayışındaki eksikliktir.
İbnü'l-Kayyim şöyle demiştir: "Eğer kul, Rabbine karşı insaflı olsaydı ve bunun kendisi için olduğunu bilseydi; Allah'ın dünyadan, onun lezzetlerinden ve nimetlerinden kendisini mahrum bırakmasındaki faziletinin, ona verdiklerindeki faziletinden daha büyük olduğunu anlardı. O, ancak vermek için mahrum bırakmıştır."
Tefekkür ve anlayışın anahtarı, Allah Teala'nın her şeyde bir hikmeti olduğuna kesin olarak inanmandır. Hikmetin varlığı konusundaki şüpheyi aş, Allah'ın hikmetine yakîn hasıl et ve sonra düşün: Bu hikmetler nelerdir? İşte o zaman sana büyük hazineler açılacaktır. Diğer bir anahtar ise, Allah Teala'nın hikmeti karşısında kendi cahilliğine yakîn hasıl etmendir: "Hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olabilir."
İmtihanın bu noktada durmasını ve normal hayatıma dönmeyi temenni ediyordum. Cezaevine nakledilmeden önce nakledilmemeyi, mahkemeden önce yargılanmamayı, hüküm giymeden önce ceza almamayı temenni ediyordum. Serbest bırakılmama vesile olan kararın bozulması sürecinden önce, hüküm ile bozulma arasındaki bu sürenin uzamamasını temenni ediyordum; fakat süreç uzadı.
Her aşamada, imtihanın orada durmasının benim için daha faydalı olduğunu sanıyordum. Ancak her aşamada, imtihanın devam etmesinin benim için durmasından daha hayırlı olduğunu keşfettim. Şimdi bana sorulsa: "Ey İyad, eğer tüm bu olanlar yaşanmasaydı, yaşanmamasını mı dilerdin?" Cevabım şudur: "Hayır, vallahi! Aksine mutluyum ve Allah'a hamdolsun." Allah Teala'nın, benim temenni ettiğim ve dua ettiğim o erken tahliyeyi gerçekleştirmeyip, Kendi hikmeti ve rahmetiyle benim için seçtiğini, benim kendim için seçtiğimden daha hayırlı kıldığı için mutluyum. Bu imtihan nimetinin, size bahsettiğim o yüce Rabbani hediyeleri devşirmem için bu kadar uzun sürmesine izin veren Allah Teala'ya hamdolsun.
İbnü'l-Kayyim şöyle demiştir: "Genel ve gizli afetlerden biri de, kulun Allah'ın kendisine bahşettiği ve onun için seçtiği bir nimet içinde olması, fakat kulun bundan usanıp cahilliği sebebiyle kendisi için daha hayırlı olduğunu sandığı başka bir şeye geçmeyi istemesidir. Rabbi ise rahmetiyle onu o nimetten çıkarmaz, onun cahilliğini ve kendisi için yaptığı kötü seçimi mazur görür."
Sonra şöyle devam eder: "Allah bir kulu için hayır ve rüşd (doğru yol) dilediğinde, ona içinde bulunduğu durumun Kendi nimetlerinden bir nimet olduğunu gösterir, onu buna razı eder ve ona şükretmeyi ilham eder." Allah'a hamdolsun ki, cezaevi imtihanının sonlarına doğru bu mertebeye ulaştım. Mesele artık sadece bir sabır meselesi değildi; bazı hikmetleri anlıyordum ama kalbimin daha fazla mutmain olmasını istiyordum. Hikmetin bir yönünü teorik olarak anlıyordum, ancak imtihan tecrübesiyle bunu pratik olarak kavradım.
Eğer imtihan edilirsen ve Allah Teala seni anlamaya muvaffak kılarsa, Muaviye'nin (Allah ondan razı olsun) Buhari'de geçen şu sözünün hakikatini görürsün: "Tecrübe sahibi olandan başkası hakim (hikmet sahibi) olamaz, tecrübe sahibi olandan başkası hakim olamaz." İslam için çalışan bir kimsenin şahsiyetinde, davası uğruna bedel ödeyip fedakarlık yapmadıkça tamamlanmayan eksik bir halka kaldığını göreceksin. Allah Teala'nın, Kendi yolundaki esire, cezaevi dışında aklına bile gelmeyecek ne kapılar açtığını göreceksin. O zaman Seyyid Kutub'un şu muazzam sözlerinin her bir kelimesini anlayacaksın.
Allah yolunda hapsedilen ve idam edilen Seyyid Kutub şöyle demiştir: "Nefislerin imtihanla eğitilmesi; hak davası uğrundaki kararlılığın korku, zorluk, açlık, malların, canların ve ürünlerin eksilmesiyle sınanması kaçınılmazdır." Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele."
Müminlerin inançlarının bedelini ödemeleri için bu imtihan şarttır; böylece uğrunda ödedikleri bedel nispetinde inançları gönüllerinde kıymetli hale gelir. Sahiplerinin bedel ödemediği ucuz inançlar, ilk sarsıntıda kolayca terk edilir. Buradaki bedeller, inancın başkalarından önce kendi sahiplerinin gözünde değer kazanmasını sağlayan kıymetli bir fiyattır. Müminler inançları uğruna ne kadar acı çeker ve ne kadar fedakarlık yaparlarsa, o inanç onlara o kadar aziz gelir ve ona o kadar sıkı sarılırlar. Aynı şekilde, başkaları da ancak o inanca sahip olanların imtihanlara karşı sabrını gördüklerinde bu davanın değerini kavrayabilirler.
Allah ona rahmet etsin, bakınız ne demiştir: "Zorluklar, gizli kalmış güçleri ve depolanmış enerjiyi harekete geçirir; kalplerde ancak zorlukların çekici altında fark edilebilecek pencereler ve yollar açar." İşte bu, Allah Teala'nın davetçileri imtihan etmesindeki hikmetlerden biridir. Doğrudur, eğer hapishane dışında kalsalardı belki insanlarla daha çok karışabilir, daha fazla kaynak okuyup daha çok eser neşredebilirlerdi; fakat Allah Teala onların niyetlerini arındırmak ve kelimelerine hayat üflemek ister. Denildiği gibi: "Bir kişinin bin kişi üzerindeki fiili etkisi, bin kişinin bir kişi üzerindeki sözlü etkisinden daha belidir." Eğer bir davetçi sadece teoride kalıp konuşur ve fedakarlık yapmazsa, sözleri beklenen etkiyi yaratmayacaktır.
Bu durum, Allah Teala'nın imtihandaki tüm hikmetlerini kuşatacağınız veya hikmeti anlamadan hüsnüzan beslemeyeceğiniz anlamına gelmez. Zira Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." Allah'ın hikmetinden sadece küçük bir kısmını kavrayabilirsiniz; ancak O, hikmeti ve rahmetiyle kalbiniz mutmain olsun diye bu hikmetlerin bir kısmını size göstermiştir.
İmtihan türünün seçilmesindeki ilahi hikmete bakın. Bir davetçi, vaktinin boşa gitmemesi ve enerjisini insanları davet etmeye harcaması için hapsedilmemesinin kendisi için daha uygun olduğunu düşünebilir. Fakat Allah Teala o davetçi için en uygun olanı, yani hapishaneyi seçmiştir ve bunda size bahsettiğim çok büyük faydalar vardır. Bu manaları nispeten hafif imtihanlarda anlamak bizim için kolaydır; ancak insan çok büyük musibetlerle karşılaşanları gördüğünde kalbine şüpheler düşebilir. Bir sonraki bölümde Allah'ın izniyle bu kişilerden bahsedeceğiz.
Bu bölümün özeti şudur: İmtihan edilmende Allah'ın hikmetine güven, o zaman sana büyük hazineler açılacaktır.
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.