Kanala abone olun. İki genç ona doğru yöneldi; Gassan ve Rami her sabah babalarının odasına gelip ellerini uzatarak: "Baba, harçlık lütfen" diyorlardı. Rutin ve tekdüze bir şekilde baba onlara harçlıklarını veriyor, onlar da aceleyle teşekkür edip evden çıkıyorlardı.
Ebu Gassan, oğullarına onlarla olan ilişkisinin sadece bir harçlık ilişkisi olmadığını hatırlatmak istedi. Bu kez harçlıklarını almak için ellerini uzattıklarında, babaları onlara samimi bir sevgiyle dolu bir ses tonuyla şöyle dedi: "Sizi seviyorum yavrularım, sizi seviyorum yavrularım." Ebu Gassan, bu sözleri söylerken oğullarının gözlerinin içine bakmayı, onlarda bu sözün yarattığı sevinci ve gururu okumayı umuyordu. Oğullarının kendisini sadece aldıkları harçlık için değil, kendisi olduğu için sevdiklerine dair bir işaret bekliyordu.
Ancak çocukların tepkisi hayal kırıklığına uğratıcıydı. Dalgın bir şekilde başlarını sallayarak: "Biz de," yani biz de seni seviyoruz dediler. Ellerini uzatmış, gözlerini babalarının cebine, yani harçlığın olduğu yere dikmişlerdi. Baba sarsıldı, gülümsemesi soldu ve elini cebinden cüzdanı çıkarmadan geri çekti.
Çocuklar ne olduğunu fark ettiler ve babalarının nazik sözlerine verdikleri tepkinin nezaketsizliğini anladılar. Ellerini indirip durumu toparlamaya çalıştılar. Rami şöyle dedi: "Baba, özür dilerim. Tabii ki seni seviyorum, sen bana bakan, beni besleyen babamsın, sensiz yapamam." Rami bu sözleri söylerken aklı harçlıktaydı; babasının elini cebine atıp harçlığı vermesini bekliyordu ama baba bunu yapmadı ve sessiz kaldı.
Gassan ise babasını gerçekten seviyordu, ancak son zamanlarda harçlığa olan bağlılığı nedeniyle kalbi bu sevgiden gafil kalmıştı. Babasının solgun ve asık yüzü Gassan'ın duygularını uyandırdı; son zamanlarda babasına karşı ne kadar kusurlu olduğunu anladı. Babasının duygularını pek düşünmeyen ve onun kalbine neşe katmak için çabalamayan bencil biri olduğunu fark etti.
Gassan'ın gözleri sıcak yaşlarla doldu ve titreyen bir sesle şöyle dedi: "Özür dilerim sevgili babacığım, seni çok ihmal ettim, lütfen beni affet. Tüm dünya senin bir gülümsemene değmez." Bu sözleri söylerken, babasının yüzünde asık suratının dağılacağına dair bir işaret arayarak yaşlı gözlerle ona bakıyordu. Ancak baba asık suratlı ve sessiz kalmaya devam etti, odasından çıkıp koltuğa oturdu ve hiç konuşmadı.
Gassan babasının peşinden gitti ve etrafında bir kedi gibi dolanmaya başladı; bazen ellerini, bazen başını öpüyor, bazen de babasının ellerini kendi elleri arasına alıp yanaklarından yaşlar süzülürken şöyle diyordu: "Lütfen beni affet baba, seni seviyorum, seni sevdiğimi biliyorsun."
Babanın içinde karmaşık duygular çatışıyordu; oğlunu bu kadar üzgün görmeye dayanamıyordu ama başlangıçtaki o soğuk tavırları nedeniyle hala kırgındı. Ayrıca Gassan'ın sevgisinin samimiyetine dair daha fazla güvence istiyordu. Baba sessizce odasına çekildi ve kapıyı arkasından kapattı.
Gassan kendini boşlukta hissetti, babasının peşinden gitti ve kapının arkasından seslendi: "Baba, lütfen, senin rızan olmadan hayata katlanamam. Seni öfkeli ve üzgün görerek yaşayamam. Hata yaptım baba ama seni seviyorum, seni seviyorum baba, lütfen beni affet, lütfen yüzüme gülümse, lütfen beni bağrına bas." Gassan'ın ağlayışı, annesi tarafından çölde terk edilmiş korkmuş bir çocuğun hıçkırıklarına dönüştü.
İşte o an, babanın kalbindeki soğukluk barajı Gassan'ın gözyaşları karşısında yıkıldı. Kapıyı açtı, diz çökmüş olan oğlunu ayağa kaldırıp bağrına bastı, gözyaşlarını sildi ve başını öptü. Gassan şöyle dedi: "Şimdi harçlığı boş ver, ben seni istiyorum sevgili babacığım. Sen benden razı olduğun sürece tüm dünya feda olsun."
En yüce örnek Allah'a aittir. Allah Teala, kullarının kendisine olan sevgisinde bir kuraklık ve onlara verdiği dünya nimetlerine karşı aşırı bir bağlılık görebilir. O Teala, kullarına sevgi gösterir ve onlardan da bu sevgiye sevgiyle karşılık vermelerini ister. Eğer onlarda bir soğukluk ve gaflet görürse, varlıklarını sarsmak ve onları gafletten kurtarmak için nimetlerinden birini keser; ta ki nimetin kendilerini Nimet Veren'den uzaklaştırdığı gerçeğini fark etsinler.
Rami gibi duygu fakiri olanlar bu derinliği anlayamazlar. Hala gaflet içindedirler, akılları fikirleri harçlıktadır; harçlığı geri alabilmek için tövbe eder ve ibadetlere sarılırlar. Onların derdi Allah'ın kendilerine sitem etmesi değil, harçlığın kesilmesidir. Bu, düşünce hantallığı, bakış açısı darlığı, duygu fakirliği ve bencilce bir yaklaşımdır. Sadece alacağını düşünür, vermesi gerekeni görev olarak görmez.
Gassan gibi hassas ruhlu ve diri kalpli olanlar için ise harçlığın kesilmesi, gözlerindeki perdeyi kaldırır ve asıl musibeti görmelerini sağlar: Allah Teala'nın hakkını gözetmemek ve O'ndan gafil kalmak. Artık tüm benliğini kaplayan tek şey, Allah Teala'yı nasıl razı edeceği ve O'nun sevgisine sevgiyle karşılık verdiğini nasıl kanıtlayacağıdır. Harçlığın geri dönmesi ise ikincil bir mesele haline gelir; çünkü harçlık olmadan zor da olsa yaşayabilir, ancak Allah Teala'nın beraberliğini kaybetmenin veya O'nun kendisini sevmediğini hissetmenin vereceği boşluğa bir an bile dayanamazlar.
Sonuçta harçlık her ikisine de geri dönebilir: "Hepsine; onlara da bunlara da Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir." (İsra Suresi, 20. Ayet). Ancak duygu fakiri olan kişi, beladan girdiği gibi çıkar; harçlığın dönüşünü en büyük amaç ve hayal olarak gördüğü sürece hiçbir şey kazanmamıştır. Diğeri için ise bu sıkıntı, en büyük lütuf olmuştur. Duasının kabul edildiği bilinmesine rağmen, belanın kaldırılması için Allah'a dua etmez.
Belanın kaldırılması için dua etmez mi! Diyeceksiniz ki: "Bu anlatılanlarda mübalağa var." Belki evet, ama bu bölümde anlatılan manaları anlarsak bunun mümkün olabileceğini görürüz. Belki de bu imtihana çekilen kişi, belayı Allah Teala'dan gelen bir hatırlatma olarak anlamıştır: "Yaratıcını unuttun, Rabbin senden O'nun sevgisine sevgiyle karşılık vermeni istiyor." Bu düşünce müminin tüm benliğini sarar, hesaplarını yeniden yapar, gaflet noktalarını keşfeder, sevgi anlamlarını canlandırır ve Rabbine olan sevgisinin sadakatini kanıtlamak için yollar arar.
Böyle bir düşünce, mümini belanın kaldırılması için dua etmekten alıkoyabilir. Hatta belanın kaldırılmasına öncelik vermeyi bir edepsizlik olarak görebilir; çünkü bu, imtihan edilme sebebine, yani sevgiye sevgiyle karşılık verme hatırlatmasına önem vermediğini gösterir. Sanki Allah'a şöyle demektedir: "Ya Rabbi, tamam dersi aldım, artık seveceğim, gelecekte buna dikkat edeceğim ama bu belayı benden uzaklaştır, nimetlerimi geri ver." Bu, Allah Azze ve Celle'ye karşı bir edep değildir.
Mümin, belanın kaldırılması için duaya öncelik vermeyebilir; çünkü belanın bir süre devam etmesinin kendisini Allah'ın sevgi dairesine döndürmek için daha etkili olduğunu bilir. O, kalbini yeniden sevgi manalarıyla imar etmekle meşgul olur ve belanın kaldırılma vaktini Allah Azze ve Celle'ye bırakır, O'nun hikmetine ve merhametine güvenir.
İmtihana olumlu bakın; onu sadece bir ceza olarak değil, bir şekilde Allah'ın bir sevgi gösterisi olarak görün. Bu yüzden bu bölümün başlığına şaşırmayın: "Allah Bize Belalarla Sevgi Gösterir." Bizde bir gaflet ve O'na karşı duygusal bir kuraklık gördü, bu yüzden bizi imtihan etti ki kendimize gelelim, utanalım, sevelim ve Alemlerin Rabbi olan Allah'a sevgiyle yönelelim.
Bölümün özeti: Allah bize belalarla sevgi gösterir; Allah'a karşı duygu fakiri olmayın, mesajı anlayın ve Allah'ın sevgisine sevgiyle karşılık verin. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.
Çeviri: Nancy Kankar.