Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Değerli kardeşlerim, geçen bölümde demokratik oyuna giren İslamcıların bu yoldaki heflerini net bir şekilde belirlemeleri gerektiğini belirtmiştik: Hedef Şeriatın uygulanması mı yoksa kısmi reformlar mı?
Eğer hedef Şeriatın uygulanması ve toplumun İslamlaşması ise, Allah Teala'nın müminlere bu yüce hedefe tavizler vererek ve yasama yetkisini Allah'tan başkasına veren bir oyuna katılarak ulaşmalarına izin vermesi O'nun sünnetinden değildir. Yüce Allah, düşmanlarımızın güçleri yettiği sürece sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam edeceklerini hükme bağlamıştır. Şeriat düşmanları, efendileri olan Yahudi ve Hristiyanlar gibi, siz onların dinine uymadıkça sizden asla razı olmayacaklardır. Onlar gece gündüz hileler kurmuş, anayasalarını ve yasalarını örmüş, bu yollarla Şeriatı uygulamayı hayal edenlerin önündeki tüm boşlukları ve delikleri kapatmışlardır.
Günümüzde bazı İslamcıların düştüğü en büyük hatalardan biri bu gerçeklerden gafil olmalarıdır. Cahiliye sistemine taviz verirlerse onun da kendilerine taviz vereceğini zannetmişler; İslamcıları resmi yollarla Şeriatı uygulamanın mümkün olduğuna inandıran Şeriat düşmanlarının vaatlerine aldanmışlardır.
Burada Seyyid Kutub'un -Allah ona rahmet etsin- şu ayetin gölgesinde söylediklerinin anlamını hatırlatmak isterim: "İnkar edenler resullerine dediler ki: 'Sizi ya mutlaka toprağımızdan çıkaracağız ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!' Bunun üzerine Rableri onlara şöyle vahyetti: 'Biz o zalimleri mutlaka helak edeceğiz! Ve onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tehdidimden çekinenler içindir.'"
Burada İslam ile cahiliye arasındaki savaşın gerçeği ve doğası tecelli etmektedir. Cahiliye sistemi, organik yapısı gereği, Müslüman bir unsurun kendi içinden çalışmasına ancak o Müslümanın emeği ve enerjisi cahiliye sisteminin hesabına olduğu sürece izin verir.
Cahiliye topluluklarına sızarak, onların yapıları ve kurumları içinde eriyerek dinlerine hizmet edebileceklerini hayal edenler, bu toplulukların organik doğasını kavramamış kimselerdir. Bu doğa, bu yapılar içindeki her bireyi o yapının kendi yöntemi ve tasavvuru hesabına çalışmaya zorlar. Bu nedenle müminler, cahiliye sistemlerine eklemlenmeyi reddederler.
İşte burada Allah, müminler ile davetin önünde duran tağutların arasını ayırır: "Bunun üzerine Rableri onlara şöyle vahyetti: 'Biz o zalimleri mutlaka helak edeceğiz! Ve onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tehdidimden çekinenler içindir.'"
Şunu anlamalıyız ki; Allah'ın müminlere tağutlara karşı yardımı, ancak müminlerin akide temelinde tağutlardan ayrışması ve onlara mesafe koymasından sonra gelir. Müminler cahiliye sisteminin içinde erimişken, onun durum ve yapıları üzerinden çalışırken, ondan kopmamış ve ayrışmamışken bu zafer asla gelmez.
İmam Malik'in dediği gibi: "Bu ümmetin sonu, ancak başı ne ile ıslah olduysa onunla ıslah olur." Ondan önce Ömer bin Hattab -Allah ondan razı olsun- şöyle demiştir: "Biz Allah'ın bizi kendisiyle izzetli kıldığı şeyden (İslam'dan) başka bir yerde izzet ararsak, Allah bizi zelil eder." Allah bu ümmetin öncülerini tavizlerle değil, sebat ve fedakarlıklarla izzetli kılmıştır.
Batı, demokrasiyi İslam dünyasına diktatörlüğün alternatifi olsun diye değil, İslam'ın alternatifi olsun diye ihraç etmiştir. Bu nedenle demokrasi, İslamcıları iktidara getirmeme şartına bağlıdır; hatta asıl amacı budur: İslamcıların iktidara gelmesini engellemek. Amerikalı siyasetçiler ve onların uşakları defalarca "Demokrasi, demokrasinin düşmanları için değildir" diyerek bunu açıkça ifade etmişlerdir. Demokrasi bir İslamcıyı iktidara taşımaz; eğer taşırsa da ancak onun İslamiliğini elinden aldıktan sonra taşır. Eğer o kişi hükümleri uygulamak isterse ve içinde hala İslami bir kimlik kalmışsa, demokrasinin efendileri ona darbe yapar ve kendi demokrasilerini inkar ederler.
Peygamber -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- şöyle buyurmuştur: "Aranızda Allah'ın dilediği kadar nübüvvet kalacaktır, sonra dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra nübüvvet metodu üzere hilafet olacaktır." Dikkat edin, "ısırıcı krallıktan" sonra Peygamber -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- demokratik bir İslam olacağını, sonra nübüvvet metodu üzere hilafet geleceğini söylememiştir. Bu olmayacaktır. Ümmet, Allah Teala tertemiz bir menhece sahip bir topluluğu nübüvvet metodu üzere hilafeti geri getirmekle şereflendirene kadar ısırıcı krallık ve baskıcı yönetim altında inlemeye devam edecektir.
Demokrasi yol değildir; her ne kadar bazı İslamcılar onu kolay bulsa, güllerle çevrili ve az fedakarlık gerektiren bir yol olarak görüp bu yüzden o yola girse de. Bu durum, bir zirveye ulaşmak isteyen ama o zirveye giden yolun sarp ve ıssız olduğunu gören, buna karşılık güllerle çevrili, içinde dostların olduğu düz bir yol gören adama benzer. Fakat bu yolun tek kusuru zirveye çıkmaması, aksine zirvenin tam tersi yöne gitmesidir. Bu yolda ilerlemek, kişiyi zirveden sadece uzaklaştırır. Bizimki ise bu yolu seçmeyi tercih etmiştir. İstenilen yönün tersine gidiliyorsa, hızlı ve kolay yürümenin ne faydası vardır?
Parlamenter İslamcılara soruyoruz: Tarihte taviz fıkhının bir İslam devleti kurduğu veya Şeriatı hakim kıldığı tek bir örnek var mı? Tarihi inceleyin ve tek bir örnek getirin. Bundan öte, tüm gerçeklik buna şahittir ve her geçen gün daha da emin olacaksınız ki; tavizler, parlamento ve beşeri anayasalar yoluyla İslam asla ayağa kalkmayacaktır. Aksine bu yol, İslami projeyi dinin ikamesinden sadece daha da uzaklaştıracaktır.
Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız, size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız; ben işimi Allah'a havale ediyorum. Günler sana bilmediğin şeyleri gösterecek ve azıklandırmadığın kimseler sana haberleri getirecektir.
O halde parlamenter İslamcılara diyoruz ki: Kendinize karşı net ve dürüst olun ve deyin ki; "Bizim amacımız sadece bazı reformlar yapmak ve kötülükleri azaltmaktır." O zaman deriz ki: İslami çalışma ve İslami proje, cahiliye sisteminin yırtıklarını yamayan bir onarım faaliyeti olmaktan çok daha yücedir.
Ayrıca, eğer bu kısmi reformlar akidevi sabitelerden taviz vermeden ve tavizlerin doğurduğu o tehlikeli ve felaket sonuçlar olmadan yapılsaydı, "sakıncası yok" derdik. Ancak demokratik sistemin içinden çalışıp ona meşruiyet kazandırmanız, karşılığında ise sadece ikincil ve cılız kazanımlar elde etmeniz ve tüm bunların İslam adına yapılması, İslam'ı hafife almak ve onun imajını zayıflatmaktır.
Cahiliye sistemleri, uçurumun kenarına inşa edilmiş ve her an yıkılmaya mahkum bir bina gibidir. İslam için çalışan bizlerin görevi halklara şunu söylemektir: Bu binalar çökmek üzeredir, onlardan çıkın. Ey insanlar, demokratik sürece katılmayın, bu bozuk yapının içinde yer almayın. Bizim görevimiz bu binaların içine girip yamalar yapmak, kısmi onarımlarda bulunmak veya çatlakları kapatmak değildir; çünkü bu bina bozuktur, onarılamaz durumdadır, kötü ve zayıf temeller üzerine kurulmuştur ve yıkılmaya mahkumdur. Bu binada yapılacak tadilatlar halkı aldatmak, onları yanıltmak ve yıkılacak olan bu yapının içinde vakitlerini boşa harcamaktır.
Bu nedenle, bu bina çöktüğünde halklar bize lanet edecek ve bizi onarmaya çalıştığımız o çürümüş yapılarla birlikte tarihin karanlık köşelerine atacaktır. Ancak biz bu halkları bu bina hakkında uyarsaydık ve onlara: "Ey halklar, gelin! Bu cahiliye binası çökecek; gelin, sağlam temeller üzerinde yeni bir bina inşa edelim" deseydik, o cahiliye binası çöktüğü anda bize şüpheyle bakanlar bize inanacak, bize muhalif olanlar aramıza katılacak, düşmanlarımızın yalanlarına kulak verenler bize güvenecek ve halkın etrafımızdaki kenetlenmesi artacaktır.
Bizim görevimiz budur; görevimiz cahiliye yapılarının ayıplarını örten ve onların ömrünü uzatan bir incir yaprağı olmak değildir.
Sonuç olarak, İslamcılar şunu unutmamalıdır: İnsanların yönetimiyle ilgili siyasi çalışmalarında İslami bir kimlik ilan ettiklerinde, bu durum hedeflerinin taşıdıkları ve kimliğini ilan ettikleri İslam'ın hedefleri olmasını gerektirir. Allah'ın, insanları yalnızca Allah'ın otoritesine boyun eğdiren kapsamlı bir yaşam sistemi olarak indirdiği İslam'ın, yamacı ve onarıcı bir rol üstlenmesine razı olurlar mı?
Bölümün özeti: Eğer İslamcıların tavizlerden ve demokratik oyundan amacı şeriatı uygulamaksa, bu hedef bu yolla elde edilemeyecek kadar yücedir. Eğer amaç kısmi yamalar yapmaksa, İslam bu kadar küçük bir hedefi olacak bir din değildir.
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.