Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Şeriatın uygulanması daveti kapsamında bir sonraki konu, beşeri anayasaya saygı duyulacağına dair edilen yemindir. Örneğin Mısır'da, Anayasa Deklarasyonu'nun 42. maddesi şöyle der: "Halk Meclisi ve Şura Meclisi'nin her üyesi, görevine başlamadan önce kendi meclisi önünde şu yemini eder: Yüce Allah adına yemin ederim ki; vatanın selametini ve cumhuriyet sistemini sadakatle koruyacağım, halkın çıkarlarını gözeteceğim, anayasaya ve kanunlara saygı duyacağım."
Elbette son anayasa, üzerinde birçok değişiklik yapılan 1971 anayasasıdır ve onu Anayasa Deklarasyonu ile ekleri takip etmiştir. Şimdi, İslamcı milletvekillerinin saygı duyacaklarına dair yemin ettikleri deklarasyonun son halindeki maddelere bir bakalım.
1. Madde: Şöyle der: "Mısır Arap Cumhuriyeti, sistemi vatandaşlık esasına dayanan demokratik bir devlettir." Dolayısıyla sistem demokratiktir; yasama yetkisini Allah'a değil parlamentoya verir ve vatandaşlık esasına dayanır. Yani şeriatın hak ve görevler konusundaki ayrımında dinin bir hükmü yoktur. Bu sebeple anayasa, bir Hristiyanın veya dinden dönen birinin (mürtedin) yönetime veya yargıya gelmesine imkan tanır; oysa bunun caiz olmadığına dair şer'i icma vardır.
Bu açık aykırılık, 7. Madde ile bir kez daha teyit edilir: "Vatandaşlar kanun önünde eşittirler; genel hak ve ödevlerde aralarında cinsiyet, köken, dil, din veya inanç nedeniyle hiçbir ayrım yapılmaz." Hiçbir ayrım yoktur.
İkinci maddeyi biraz sonraya bırakıp 3. Maddeye geçelim. 3. Madde der ki: "Egemenlik sadece halkındır ve o, otoritelerin kaynağıdır." Yani yasama, yürütme ve yargı yetkisinin kaynağıdır. Bu madde, egemenliğin şeriata ait olmadığının ve Allah'a boyun eğilmediğinin bir teyididir. Aksine halk, Allah'ı bırakıp kendi adına yasama yapma ve yasama hakkını bağımsızca kullanma yetkisine sahiptir.
33. Madde der ki: "Halk Meclisi, seçilir seçilmez yasama yetkisini üstlenir." Bu da dördüncü bir teyittir ki; yasa koyucu halkın Rabbi olan Allah değil, halk ve onu temsil edenlerdir.
Kardeşlerim, bu maddeler demokratik sistemin temel taşlarıdır. Bunlar, Yüce Allah'ın şu sözlerine ters düşen demokrasi dininin rükunlarıdır: "Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini kendilerine meşru kılan ortakları mı var?" (Şura Suresi: 21) ve "Sonra seni din işinde bir şeriat üzere kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin arzularına uyma." (Casiye Suresi: 18).
Halkın ve parlamentonun hakemliğine başvurmak, vahiyden kopuk oldukları için "bilmeyen" insanların heva ve heveslerine uymaktır. İşte İslamcı milletvekilinin saygı duyacağına dair yemin ettiği anayasa budur. Yani yemininin anlamı şudur: "Yüce Allah adına yemin ederim ki; yasama yetkisinin Yüce Allah yerine halka verilmesine saygı duyacağım." Allah adına, Allah'ın dininden başka bir dine saygı duyulacağına dair bir yemindir. Allah adına, yasama ve bu yasaya itaat zorunluluğu gibi Allah'ın ilahlık ve rablik sıfatlarından birinde insanların Allah'a ortak koşulmasına saygı duyulacağına dair bir yemindir. Yeminin anlamı budur. Hatta İslamcı parlamenterler bu Anayasa Deklarasyonu'nu bu haliyle kabul etmiş ve onaylamışlardır. Allah yardımcımız olsun.
Bu yemin talebi, demokrasi dinindeki garip çelişkilerden biridir. Demokrasi, milletvekilinin dini bir partiye üye olmasını veya kampanyasında dini bir slogan kullanmasını yasaklar; sonra da milletvekilinin kendisine bağlılığını garanti altına almak için ona dini bir yemin ettirir.
Birisi çıkıp diyebilir ki: "Fakat Mısır Anayasası'nın ve aynı zamanda Anayasa Deklarasyonu'nun 2. maddesi; 'İslam devletin dinidir, Arapça resmi dildir ve İslam şeriatının ilkeleri yasamanın temel kaynağıdır' der." Kardeşlerim, biz de deriz ki: Bu madde ölüdür, darbe almıştır, uçurumdan yuvarlanmıştır ve boynuzu kırılmıştır. Neden mi?
Öncelikle maddenin metnini anayasadan bağımsız olarak paragraf paragraf ele alalım, sonra onu Mısır Anayasası bağlamına oturtalım ve bu maddenin Allah'ın dinine uygun olup olmadığını görelim.
Önce maddenin metni: "Din İslam'dır." Eğer bir kişi hakkında mahkemelere şikayette bulunsak, kimliğindeki bu ifadeye dayanarak mahkemeyi ikna edebilir misiniz? Babası öldüğünde, "Kafir Müslümana varis olamaz" diyerek onun miras almasını engelleyebilir misiniz? Engelleyemezsiniz. Müslüman bir kadınla evlenmek istese devlet buna engel olur mu? Olmaz. Neden? Çünkü devlet nezdinde bu adamın dini resmen İslam'dır. Hatta onu küfür ve irtidatla suçlasanız ve o da size hakaret davası açsa, davayı kazanır. Çünkü bu adamın dininin resmen İslam olduğunda ısrar eden devlet, anayasasına da "İslam devletin dinidir" yazan devletin ta kendisidir. Bu adamın kimliğindeki "din" kelimesinin anlamı neyse, anayasadaki anlamı da odur. Dolayısıyla bu paragrafın yasama açısından veya başka bir açıdan hiçbir önemi yoktur.
Maddenin ikinci kısmı şöyledir: "Ve İslam şeriatının ilkeleri yasamanın temel kaynağıdır." Eğer yasamanın Allah'a döndürülmesinin, daha önce belirttiğimiz gibi Rububiyet ve Uluhiyet tevhidinin bir gereği olduğunu biliyorsak, bu maddenin tam anlamı şudur: Allah temel ilahtır veya Allah'tan başka temel ilah yoktur. Bu, Allah'ı temel ilah olarak gören ancak O'nun yanında başka ilahlar da kabul eden -Allah korusun- Cahiliye Araplarının mantığından pek farklı değildir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Bu, tek olan Allah'a çağrıldığında inkar etmeniz, O'na ortak koşulduğunda ise inanmanız sebebiyledir. Artık hüküm, yüce ve büyük olan Allah'ındır." (Mümin Suresi: 12).
Sadece şeriatın hakemliğine çağrıldıklarında bunu reddederler ve "Hayır, onunla birlikte başka kaynaklar da ortak edilmelidir" derler. Allah tek başına anıldığında, ahirete inanmayanların kalpleri daralır; O'ndan başkaları anıldığında ise hemen sevinirler. Bu "temel kaynak" ifadesi, şeriat ilkelerinin, kendisine Rububiyet ve Uluhiyet sıfatlarından birini yakıştıran yasama parlamentosunun önünde diğer yasalarla birlikte sunulması demektir. Parlamento şeriattan hoşuna gideni seçer, hoşuna gitmeyeni reddeder; şeriat dışındaki beşeri kanunlardan ise bazı yönlerden şeriattan daha uygun gördüğünü seçer. Bu, yasama konusunda Allah'a başka kaynakları ortak koşmaktır. Oysa Allah, ortakların ortaklığından en müstağni olandır ve O şöyle buyurmuştur: "O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez." (Kehf Suresi: 26).
Eğer birisi: "Neden bu ifadeyi, şeriatın hüküm vermediği konularda diğer kaynaklardan yararlanmak şeklinde anlamıyoruz?" derse; onlar İslam şeriatının hükümlerini diğer yasaların arasında alıyorlardı, peki bu durum onların yönetimini İslami mi kıldı? İşte "yasamanın temel kaynağı" ifadesi hakkındaki durum budur.
Mesele burada bitti mi? Hayır, sapkınlığı daha da derinleştirerek madde şöyle der: "İslam şeriatının ilkeleri yasamanın temel kaynağıdır." Onlara göre şeriatın ilkeleri nelerdir? Adalet, merhamet, cömertlik, hoşgörü, ilerleme, kalkınma, medeniyet, can ve malın korunması. Bunlar aynı zamanda Hristiyanlık, Budizm, Hinduizm, Konfüçyüsçülük, Bahailik, Kadiyanilik, hatta sosyalizm ve komünizmin de ilan ettiği ilkelerdir. Ne doyuran ne de fayda sağlayan muğlak bir metin. Metnin "İslam şeriatının hükümleri" şeklinde değiştirilmesi önerildiğinde, meselelerin böyle muğlak, akışkan ve esnek kalmasında ısrar eden bazı İslamcılar buna itiraz ettiler. Bu, sözcüsü "Biz sadece bir elin parmaklarını geçmeyen şeriat ilkelerini uygulamaya çalışıyoruz" diyen aynı gruptur.
Dolayısıyla bu maddede: "İslam devletin dinidir, Arapça resmi dilidir ve İslam şeriatının ilkeleri yasamanın temel kaynağıdır" ifadesinde; ne "din" kelimesinin bir anlamı veya etkisi vardır, ne "ilkeler" kelimesinin bir anlamı veya etkisi vardır, ne de "yasamanın temel kaynağı" ifadesi yasama hakkını sadece Yüce Allah'a has kılmak anlamına gelir. Böylece anayasayı hazırlayanların, ikinci maddeyi üç eklemiyle birlikte şeriatın uygulanmasını engelleyecek şekilde kurguladıklarını, ancak buna rağmen göze kül savuran ve insanları kandıran süslü bir söz olarak bıraktıklarını açıklamış olduk.
Birisi diyecek ki: "Çok önemli bir gerçeği gözden kaçırdın. Nedir o? Anayasa Mahkemesi, bu maddeye öyle bir önem kazandıran bir karar verdi ki, eğer İslamcılar bunu iyi kullanırlarsa anayasayı ve yasaları gerçekten İslamileştirebilirler." Bu karar nedir? Bu karar şudur: "Hiçbir yasama metni, sübutu ve delaleti kesin olan şer'i hükümlere aykırı olamaz."
Kardeşlerim, diyorum ki: Bu bizim gözümüzden kaçmadı, aksine bu kararın kesinlikle hiçbir değeri yoktur. Neden mi? Bunu bir sonraki bölümde, ikinci maddeyi Mısır anayasası bağlamına yerleştirdiğimizde göreceğiz. Bu maddenin boğulmak üzere olan birinin tutunabileceği bir dal bile olamayacağını ve parlamenter İslami çalışmaya isabet eden gafletin veya görmezden gelmenin boyutunu hep birlikte göreceğiz, Allah'ın izniyle.
Bölümün özeti: Mısır anayasasının ikinci maddesinin metni muğlaktır ve yasama konusunda insanları Yüce Allah'a ortak koşmayı içermektedir.
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.