Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Değerli dostlar, bugün sizlerle Müslüman coğrafyasında insan merkezli düşüncenin (hümanizm) pratik örneklerini inceleyeceğiz. Amacımız, yıllar içinde Müslüman bilincinde oluşan bu sapmayı düzeltmektir. Şunu hatırlatmak gerekir ki, bahsettiğimiz bu insan merkezli anlayış, aslında şeytana köleliğe giden yolda bir köprüden ibarettir.
Geçen bölümde, insanın arzularını tatmin etme dürtüsüyle veya özgürlük ve eşitlik sağlama iddiasıyla Yaratıcı'nın merkeziliğinden vazgeçip hükmü kendine döndürdüğünde, nihayetinde şeytana kölelik tuzağına düştüğünü açıklamıştık.
Gelin şimdi, Rahman'a kulluk ile şeytana kölelik arasındaki o geçiş noktasının örneklerini görelim; Müslüman ülkelerde çıkarılan yasalar ve hatta genel olarak Müslümanların yaşantısındaki insan merkezli yaklaşımları inceleyelim.
Müslüman toplumların hayatından Yaratıcı'nın merkeziliğinin çıkarılmasının en çarpıcı örneklerinden biri, Yüce Allah'a, kitaplarına, peygamberlerine veya dinine küfretmeye, yani gerçek kutsallara hakaret edilmesine verilen hukuki cezadır.
Müslüman ülkelerin çoğunda yasal metin şu şekildedir: "Kamusal bir alanda, başka birinin duyabileceği şekilde, o kişinin dini duygu veya inancını incitecek bir söz söyleyen veya ses çıkaran kişi şu kadar hapis veya şu kadar para cezası ile cezalandırılır."
Dolayısıyla yasaya göre sorun, Yüce Allah'a küfredilmesi veya O'nun diniyle alay edilmesi değildir; asıl sorun sadece bir kişinin "dini duygularının incinmesidir". Varsayalım ki bir kişi kamusal alanda Allah'a ve Resulü'ne en ağır ifadelerle küfretti ve yoldan geçen hiç kimse dini duygularının incindiğine dair şikayette bulunmadı; bu durumda o kişiye hiçbir ceza verilmez.
Yani bu yasalarda Yüce Allah'a, kitaplarına bir kutsiyet atfedilmediği gibi, peygamberlerine veya dinine de bir saygı gözetilmez. Önemli olan tek şey, insanın duygularının incinmemesidir. Oysa biz burada, kendisi hakkında yakışıksız sözler söyleyenleri -açıkça küfretme kastı olmasa bile- kınayan, göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah'ın hakkından bahsediyoruz.
Buna bağlı olarak, eğer bir ülkede çalışan bir inek tapıcısına "Bu ineğin hiçbir şeye gücü yetmeyen bir hayvandır" derseniz ve onun dini duyguları incinirse, aynı yasa kapsamında sizi dava edebilir. Bu yasada Allah'a küfreden ile ineğe laf söyleyen, ceza bakımından eşittir.
Elbette aynı Müslüman ülkelerde, yasanın kendilerine kutsiyet atfettiği bazı yetkililere yönelik en ufak bir eleştiri veya hakaret için çok ağır cezalar vardır. Bu kişileri eleştirmek, birinin duygusunun incinip incinmediğine bakılmaksızın başlı başına bir suç kabul edilir; hatta bu eleştiri halkın duygularına tercüman olsa bile durum değişmez. Aynı şekilde devletin sembol ve logoları da yasayla kutsallaştırılır ve birinin duygusu incinsin ya da incinmesin, bunları aşağılayanlar suçlu sayılır.
İnsan merkezli düşüncenin ikinci örneği, Allah'ın hükümleri üzerinde oylama yapılmasıdır. Allah'ın kesin hükmünün bulunduğu konular; yasama meclislerinde, tartışma programlarında, üniversite derslerinde, sosyal medya platformlarında veya kamuoyu yoklamalarında sık sık görüş bildirmeye ve oylamaya açılmaktadır.
Tüm bu sorular, şeriatın nihai merci olduğu ve nass (kesin hüküm) olan yerde içtihadın veya oylamanın olamayacağı esasına göre değil; insanların Allah'ın hükmünü oylamasına imkan tanıma esasına göre sorulmaktadır. Batılı devletlerin Arapça yayın yapan kanalları, Kur'an'ın ve şeriatın heybetini sarsmak, onları bir tartışma ve polemik konusu haline getirmek için bu tür soruları oylamaya sunmaya odaklanmaktadır.
Bu oylamaların mantığı şudur: Bir görüş, onu seçenlerin çokluğuyla meşruiyet kazanır; bu görüş Allah'ın hükümlerini açıkça inkar eden saçma bir küfür olsa bile. Buna karşılık, Alemlerin Rabbi'nin emri, eğer onu destekleyen birileri çıkmazsa bu oylamalarda değerini kaybeder.
Müslümanların bu konuların oylamaya sunulmasını kabul etmeleri bile bir tuzağa düşmektir. Onların görevi bu oylamaları reddetmek ve yanlışlığını ortaya koymaktır. Genel olarak Müslüman olan bir topluma bu soruları yöneltmek bir çelişkidir. Sanki soruyu soran kişi şöyle demektedir: "Sen işini Allah'a teslim etmiş ve O'nun: 'Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur' buyurduğunu bilen bir Müslüman olarak; hakkında fikir sahibi olmaman gereken bir konuda ne düşünüyorsun?"
Allah hüküm verdiği için hakkında bir görüşün olmaması gereken bir konuda, bir Müslüman olarak fikrin nedir? Elbette bir Müslüman isyan edebilir, kusur işleyebilir veya günah işleyebilir; ancak buna rağmen şeriatın nihai merci olduğunu, onun apaçık hak, dışındakilerin ise batıl olduğunu kabul eder. Oysa bu oylamalar, şeriatın hak oluşunu bir soru işareti haline getiriyor. Sanki şöyle diyor: "Allah: 'Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilendir, her şeyden haberdardır' buyuruyor. Siz ne dersiniz? Allah gerçekten yarattığını bilir mi bilmez mi? Allah gerçekten her şeyi bilen ve haberdar olan mıdır yoksa değil midir?" Allah bizi böyle bir sapkınlıktan korusun.
İnsan merkezli düşüncenin, önce heva ve hevese, sonra da şeytana köleliğe götüren üçüncü örneği: "Başörtüsü kişisel bir özgürlüktür" gibi ifadelerdir. Bazı Müslüman ülkelerde yetkililer başörtülü kadınları kısıtlayan yasalar çıkarıyor veya medya kanalları başörtüsü hakkında sinsi bir dille konuşuyor.
Biz onlara, onları kendi iddialarıyla bağlamak adına şöyle diyoruz: "Siz en yüksek değerin özgürlük olduğunu iddia ediyorsunuz. Sizin bu ilkenize göre başörtüsü kişisel bir özgürlüktür. Öyleyse neden her şeye izin veriyorsunuz da sadece başörtüsüne engel oluyorsunuz? Demek ki siz iddianızda yalancı ve çelişki içindesiniz."
Bu savunma dili ile, hayatlarının her alanında Allah'a teslim olmuş ve hükmün O'na ait olduğunu kabul etmiş Müslümanlar arasındaki dilin bu hale gelmesi arasında büyük bir fark vardır. Sosyal medya mecralarında ve topluluklarda "Başörtüsü kişisel bir özgürlüktür" sloganının, sanki inandığımız bir hakmış gibi yükseltilmesi yanlıştır.
Bu bağlamdaki bu slogan, insanın merkeziliğine, onun seçimine ve arzularına dayanmaktadır. Bu mantığa göre Müslümanların, karşı taraftaki çıplaklığı ve açılıp saçılmayı kınama hakkı kalmaz; hatta iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, kişisel özgürlüğe bir saldırı olarak görülmeye başlanır.
Oysa başörtüsü gerçekte Yaratıcı'nın merkeziliğinden kaynaklanan bir şeri hükümdür. Onu teşvik etmek iyiliği emretmektir, açılıp saçılmaktan sakındırmak ise kötülükten men etmektir. Bunların tamamı Müslüman toplumun görevlerindendir. Başörtüsü ne örf ve adetlerin bir parçasıdır ne de kadının kendi hevesine göre yaptığı bir iştir. Aksine o, niyet edilerek yerine getirilen bir ibadettir; gelecek nesillere Alemlerin Rabbi olan Allah'a bir kulluk, itaat ve yakınlaşma vesilesi olarak aktarılır.
Aslında ilahi birer emir olan ancak "özgürlük" adı altında sunulan tüm ibadetleri buna kıyas edebilirsiniz. Biz Müslümanların sloganı şudur: "Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulü'ne çağırıldıkları vakit müminlerin sözü ancak: 'İşittik ve itaat ettik' demeleridir. İşte asıl kurtuluşa erenler bunlardır." Ve: "Kim Allah'a ve Resulü'ne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'ndan sakınırsa, işte asıl kazananlar onlardır."
Son olarak şunu hatırlayalım: "Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız; Allah ise zengindir, her türlü övgüye layıktır." Merkeziliğe Yüce Allah'ı koyduğunuzda kazançlı çıkan siz olursunuz. Kimliğinize sahip çıkın ve İslam'ınızla izzetli olun. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.