Erkek ve kadın arasında eşitlik sağlamadığı gerekçesiyle aile reisliği (kavvamlık) kavramından nefret eden veya "Neden kadının da kocasını terbiye etmek için dövmesine izin verilmiyor?" ya da "İslam'da kadının neden dört erkekle evlenmesine izin verilmiyor?" diyen kadın; dikkat ederseniz tüm bu soruları sorarken "eşitliğin mutlak doğru kriter" olduğu ön kabulünden yola çıkmaktadır. Bu ilkeyi tartışmasız bir gerçekmiş gibi benimsemekte ve İslam'ın hükümlerini bu ölçüye göre tartmaktadır. Ancak kendi kullandığı bu ölçünün doğru olup olmadığını sormak aklına bile gelmemektedir.
İslam'ın her şeyin kendisine göre yargılandığı en yüce değeri, dinini hak ve adalet üzerine kuran Allah Teala'ya itaattir; bu değer mutlaka eşitlik demek değildir. Çünkü eşitlik bazen hak ve adalet, bazen de zulüm ve batıl olabilir. Aklı başında hiçbir kimse, erkek ve kadın arasında fiziksel, psikolojik, duygusal yapı, yetenek ve kabiliyetler açısından farklar olduğunu inkar edemez. Dolayısıyla, her biri için kendi doğasına uygun hak ve görevler belirlenmiştir.
Batılı kadın eşitliği seçti, ancak sonuçta ne hakkını, ne adaleti, ne özgürlüğü ne de eşitliği elde edebildi; bunu "Kadının Özgürleşmesi" bölümünde açıklamıştık. Batılı kadın bir zulümden başka bir zulme geçti; zira kadını erkekle eşitlemek ona yapılmış bir zulümdür.
İslam'da ve onun korunmuş vahyinde, her iki cinsi fiziksel, psikolojik ve duygusal yapıda farklı kılan Allah, her biri için hak ve adalet temelinde uygun hükümleri meşru kılmıştır. Yaratan, yarattığını bilmez mi? O, her şeye nüfuz eden ve her şeyden haberdar olandır.
İslam, babaya iyilik ile anneye iyiliği bir tutmamış, aksine annenin hakkını üstün tutmuştur; bu hak ve adaletin gereğidir. İslam, evin tüm geçim yükümlülüğünü kadın ve çocukları için erkeğe yüklediğinde eşitlik gözetmemiştir. İslam, kadının altın ve ipek giymesine izin verip bunu erkeğe haram kıldığında eşitlik gözetmemiştir. İslam, eşlerin ayrılması durumunda çocukların velayet hakkını babaya değil anneye verdiğinde eşitlik gözetmemiştir. İslam, tüm bunlarda cinsiyetler arasında eşitlik sağlamayarak hak ve adaleti gerçekleştirmiştir.
Allah Teala'ya kulluk etmek, kriterleri Allah'tan almak demektir. İnsanın ilahlaştırılması ise sonuçta hak, adalet, özgürlük ve eşitliğin kaybolmasına yol açar; özellikle de açıkladığımız gibi kadın meselesinde. Mümin kadın, Rabbinin şu emrine sevgi, saygı ve yüceltmeyle teslim olur: "Allah'ın kiminize kiminizden daha fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir." O'ndan yardım isteyin, O'nun lütfunu dileyin ve ondan sonra Allah'ın ihsanlarının nasıl olacağını görün.
Erkeği ve kadını yaratan Rab, her ikisi için de adaleti içeren şeyi emreder. Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Salih kadınlar itaatkardır ve Allah'ın koruması sayesinde gizliyi (iffetlerini ve kocalarının haklarını) korurlar." Bu ayetin anlamlarından biri de şudur: Ey kadın, Allah'ın senin erkek üzerindeki hakkını korumasına karşılık, sen de erkeğin hakkını koru.
Ölçüsü bozulan kimse için aile reisliği (kavvamlık); baskı, tahakküm ve aşağılama olarak algılanır. Ancak meseleleri yerli yerine koyduğumuzda bilirsiniz ki kavvamlık; gözetim, koruma, huzur, rahatlık ve kadının doğasıyla uyumdur; Rabbi tarafından ona bahşedilmiş bir haktır.
Eğer bu kuralı anlar ve ölçünüzü düzeltirseniz, bakışınızı şeriatın semasına çevirin. Orada bir çatlak görüyor musunuz? Bir kusur veya eksiklik görüyor musunuz? Hayır, vallahi bir kusur göremezsiniz; çünkü yaratışını mükemmel kılan, şeriatını da mükemmel kılmıştır.