Allah'ın selamı üzerinize olsun. Sahte bilim eleştirilerimize başladığımızdan beri sıkça tekrarlanan bir itiraz var, özeti şudur: "Aklınızda tek bir şey tutun; eğer bu hocalardan biri gerçekten evrim teorisini veya evrim teorisinin bir kısmını çürütürse -başka bir deyişle onunla birlikte gelen tüm bilimleri yerle bir ederse- neden araştırma makalesini sunup 'Nobel Ödülü' kazanmıyor? Neden? Birisi bana cevap verebilir mi?" Bugün sana ve senin gibi soru soranlara cevap veriyorum.
Yani bu kişilerin iddiasına göre; kanıtlarla desteklenmiş, evrim teorisini çürüten sağlam bir bilimsel makale gönderdiğim an "Nature" ve "Science" gibi dergiler bunu hemen kapacak, Nobel komitesi beni kucaklayarak karşılayacak ve "Kardeşim, Allah senden razı olsun, bunca zamandır neredeydin? Bizi sapkınlıktan kurtardın, evrim teorisinin geçersizliğini bize gösterdin; biz de bu yüce çalışmanın ödülü olarak sana Nobel Ödülü veriyoruz" diyecekler. Harika bir fikir! Neden bunu gerçekten yapmıyorum?
Kendimi yorup bu deneye girişmeden önce, gelin birlikte 2016 yılında "Plos One" dergisinde yayımlanan elin işlevleriyle ilgili araştırmanın hikayesine bakalım. Sonrasında Nobel Ödülü alma ihtimalimi hep beraber değerlendirelim.
(Ses efektleri)
Çinli bir araştırmacı ekibi, elin çalışma hassasiyetini ve insanın ihtiyaç duyduğu günlük aktiviteleri yerine getirmedeki uygunluğunu gösteren detaylı deneyler yürüttü. Araştırma; deneyler, çizimler, analizler ve denklemlerle doluydu. Ancak araştırmacılar cesaret edip akıllarını kullandılar, hayal edebiliyor musunuz? Geçen bölümde bahsettiğimiz gibi, materyalizmin koyduğu sınırda durmadılar. O sınır ki, aklın "Science"tan (deneysel bilimden) çıkan apaçık sonucu çıkarmasını engeller. O sonuç da şudur: Bu muazzam yapıdaki ellerin, onları belirli amaçlar için iradesiyle var eden bir yaratıcısı olması zorunludur. Araştırmacılar cesaret edip makalede üç kez "Creator" (Yaratıcı) kelimesini yazdılar. Çinli ekip mi? Evet! Ve nedenini şimdi göreceksiniz!
Birinci bölümde şöyle yazdılar: "Eldeki bariz işlevsel ilişki, kaslar ve eklemler arasındaki bu bağ doku yapısının biyomekanik özelliğinin, elin günlük işlevlerini rahatça yerine getirebilmesi için 'Yaratıcı tarafından konulan uygun tasarım' (the proper design by the creator) olduğuna işaret etmektedir."
İkinci bölümde ise şöyle yazdılar: "Eldeki uyumun 'Yaratıcı'nın icadının gizemine' (mystery of the Creator's invention) işaret ettiğine şüphe yoktur." Sanki araştırmacılar bu azameti gördüklerinde büyülenmişlerdi; hayrete düşmekte ve büyülenmekte de haklıydılar!
Kardeşim, bir anatomi kitabı aç ve el anatomisi bölümüne bak ya da anatomi üzerine bir video izle. Biz burada sadece bilekten sonrasından, yani elden bahsediyoruz; çünkü Çinli ekibin araştırma konusu buydu. Elindeki yirmi yedi kemiği ve bileğindeki sekiz kemiğin yapısını oku; bu yapı elinin her türlü hareketi yapmasını sağlar. Bu eldeki kas tiplerine bak; örneğin başparmağın, farklı hareketlerini ve işlevlerini yerine getirebilmek için nasıl dört kasa ihtiyaç duyuyor! Kemiklerin birbirine sürtünmesini engelleyen kıkırdakları düşün! Sonra farklı kemikleri birbirine bağlayan, kemiklerle kasları birleştirerek elin çeşitli hareketleri yapmasına izin veren "tendon ve ligamentleri" (bağları) düşün. Her biri kendi uygun yerinde, kan damarları ve sinir ağıyla iç içe geçmiş durumda!
Elin, bir bağ ağıyla ön kola ve onun kaslarına nasıl bağlı olduğunu düşün; parmaklarını sıkıp açtığında bunu hissedersin. Deriyle kaplı bu el, büyüleyici bir dünyadır! İçine bir milimetre bile daldığında daha fazla bağ, kas, kemik, kıkırdak, sinir, kan damarı, kılıf (sheaths), yağ dokusu, lenf dolaşımı ve daha fazlasını keşfedersin. Birbirine bağlı, iç içe geçmiş, bütünleşik ve düzenli bir ağ; içindeki her şey görevini yerine getiriyor. Üzerinde çok az düşündüğümüz muazzam bir dünya! Bir de fizyolojiye (organların işleyiş bilimine) geçtiğinizi düşünün; bu harika yapının, insanın ihtiyaç duyduğu tüm hareketleri yapmasına nasıl imkan verdiğini görmek... İşte Çinli bilim insanı ekibinin araştırma konusu buydu. Bu yüzden makalelerinde "Eldeki uyumun Yaratıcı'nın icadının gizemine işaret ettiğine şüphe yoktur" demekte haklıydılar.
Makalelerinin üçüncü bölümünde ise bu ekip şöyle dedi: "Sonuç olarak diyoruz ki; çalışmamız insan elinin daha iyi anlaşılmasına ve bu mekanik yapının, milyonlarca yıl boyunca atalarımızın elinde gerçekleşen evrimsel yeniden tasarımdan sonra, birçok işlevdeki üstün performans için 'Yaratıcı tarafından konulan uygun tasarım' (the proper design by the creator) olduğunun teyit edilmesine yardımcı olabilir." Ah! Demek ki araştırmacılar insanın hayvansal atalardan geldiğini inkar etmiyorlar ve "Evolution" (evrim) kelimesini kullanıyorlar. Ancak bu elin tasarımında Yaratıcı'nın bir müdahalesi olması gerektiğini belirtiyorlar; belki de Yaratıcı'nın bu evrimi bir şekilde yönlendirdiğini kastediyorlar. Önemli olan şu ki, bir kasıt ve irade var! Bu ise evrim teorisi takipçilerinin sıkı sıkıya sarıldığı "tesadüf" fikrine aykırıdır.
Yaratıcı mı? "The Creator" mı? Ey araştırmacılar, buna nasıl cüret edersiniz? Bilim üzerinde tefekkür etmek için aklınızı kullanmaya ve elin belirli amaçlar için bir irade, yani bir yaratıcı tarafından yaratıldığı sonucuna varmaya nasıl cüret edersiniz?! Önceki bölümde açıkladığımız gibi, materyalizmin koyduğu sınırları nasıl aşarsınız? Doktor James McInerney, bu "suçu" makale yayınlandıktan iki ay sonra keşfetti! Doktor McInerney, Manchester Üniversitesi'nde moleküler evrim uzmanıdır; yani evrim efsanesi putunun bekçiliğinden beslenenlerden ve kaderlerini bu efsaneye bağlayanlardan biridir. Çünkü bu efsanenin çöküşü, onların da çöküşü demektir -Tarzan bölümünde açıkladığımız gibi-. McInerney bir paylaşım yaparak şöyle dedi: "Plos One dergisi şu an bir kahkaha tufanı! Yaratıcı tarafından uygun tasarım mı?! Bu, dergiyi maskara haline getirir!" Ardından şunu ekledi: "Asıl paylaşımım sertti, çünkü yaratılışçılık yirmi yılı aşkın süredir beni rahatsız ediyor!" Sorun değil doktor, ister rahatsız ol ister patla, senin kişisel duyguların bizi ilgilendirmez! Keşke makalede yazılanlar hakkında bilimsel bir tartışma olsaydı! Asla, ne bilimsel bir tartışma, ne anlama, ne de analiz; sadece bir rahatsızlık ve iğrenme ifadesi!
Darwinistler, "Watergate" skandalına atıfta bulunarak "Creator gate" yani "Yaratıcı Kelimesi Skandalı" adında bir etiket başlattılar. Tartışma bu etiket altında başladı ve aynı zamanda "hand of god" yani "Yaratıcının eli" etiketi de yayıldı! Darwinist engizisyon mahkemeleri harekete geçti; yayıncı derginin sitesine yüzlerce kınama, alay ve makalenin derhal geri çekilmesi talebi içeren yorum ve tepki yağdı. Tabii ki bu efsanenin "fedaisi" olan Nature dergisi de devreye girdi. Nature, yazarlar ve dergi hakkında bir soruşturma yürüttü ve fırtınanın kopmasından bir gün sonra şu başlıkla bir makale yayınladı: "İnsan elinin bir yaratıcı tarafından tasarlandığını söyleyen makale endişe uyandırıyor; açıkça yaratılışçı olan bu araştırma, bilimsel makalelerin editörlük ve inceleme süreci hakkında bir özeleştiriye zorluyor."
Yani şu anki sorun sadece araştırmacıların "Yaratıcı" kelimesini kullanma suçu değil; bu kelimenin araştırmayı incelemesi gereken hakemlerin gözünden nasıl kaçtığı ve yaratılışçılığa açıkça atıfta bulunmasına rağmen dergi editörlerinin bunu nasıl fark etmediğidir. "Yaratıcı" kelimesini kullanma suçunu nasıl keşfedemediler? Engizisyon mahkemesi kapsamında Nature, araştırmanın ana üyelerinden biri olan Xiong ile iletişime geçti ve ona "Yaratıcı" kelimesini nasıl yazdığını sordu. O da şöyle dedi: "Aslında biz ana dili İngilizce olan kişiler değiliz ve 'Yaratıcı' gibi bazı kelimelerin çağrışımlarını tamamen gözden kaçırdık, bunun için çok üzgünüm!" Yani sanki şöyle diyor: "Arkadaşlar! Dilsel bir hata, evrim aşkına niyetim bu değildi! Kendisinden başka yaratıcı olmayan evrimden bağışlanma diler ve ona tövbe ederim!" Unutmayın ki araştırmacılar evrimi kabul ediyorlardı ama yanına Yaratıcıyı da ortak koşmuşlardı!
Darwinistlerden Paul Myers şöyle bir yorum yaptı: "Gördüğüm kadarıyla araştırmanın verilerinde bir hata yok, ancak yazarlar araştırmanın özetinde ve sonuç kısmında ani bir sıçrama yapmışlar." Yani Yaratıcıya atıfta bulunarak, ah! Bunu iyi hatırlayın! Verilerde veya deneylerde bir sorun yok, Darwinistler için sorun sadece ulaşılan sonuçta. Skandal yayılınca, normalde Plos One dergisinde hakemlik yapan ancak bu makaleye denk gelmeyen bazı doktorlar, bu suçtan uzak olduklarını beyan etmeye başladılar. Derginin makaleyi geri çekmemesi durumunda hakemlikten istifa edecekleri tehdidinde bulundular. Diğerleri ise, bu araştırma geri çekilmezse kendilerinin, öğrencilerinin ve meslektaşlarının sadece bu makaleyi değil, derginin tüm makalelerini okumayı ve onlara atıfta bulunmayı bırakacaklarını söylediler! Yani tam bir sadakat ve kopuş örneği! Bu derginin araştırmalarından birinde evrime karşı bir "ortak koşma" gerçekleştiği sürece, derginin tamamından uzaktırlar; doğrusunu almaz, hatasını bırakmaz, aksine dergiyi tamamen defterden silerler. Bu, içinde bir gün adı geçtiği için Yaratıcıyı inkar etmek ve evrim ilahlarına olan bağlılıklarındandır. Bu durum bana Ebu Cehil, Ümeyye bin Halef ve diğer cahiliye dönemi insanlarını hatırlatıyor; onlar da Peygamberi -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- korudukları için Haşimoğulları ile ticaret yapmayacaklarına, onlarla evlenmeyeceklerine, onlardan bir şey alıp satmayacaklarına dair kabileleriyle birlikte tehditler savuruyorlardı.
Kardeşlerim, şunu bilmelisiniz ki ana araştırmacı Xiong, şu ana kadar seksen altı yayınlanmış makalesi olan köklü bir araştırmacıdır. Ayrıca Plos One dergisi, 2009 yılında Profesyonel ve Akademik Yayıncılar Derneği'nden yayıncılıkta inovasyon ödülü almış saygın bir dergidir. Buna rağmen, dergi sayfalarında "Yaratıcı" kelimesi geçer geçmez, dergi Darwinistlerin öfke ve alay konusu haline geldi ve tamamen boykot edilmesi istendi. Tıpkı Yahudilerin Abdullah bin Selam'a yaptığı gibi; Peygamber -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- onlara onu sorduğunda, "O bizim en hayırlımız, en hayırlımızın oğlu, efendimiz, efendimizin oğlu, alimimiz ve alimimizin oğludur!" demişlerdi. Müslüman olduğunu öğrendiklerinde ise, "O bizim en şerlimiz, en şerlimizin oğlu, en cahilimiz ve en cahilimizin oğludur!" dediler.
Ancak kardeşlerim, Darwinist lobisi "insaf sahiplerinden" de yoksun değildir; gelin bu "insaf sahiplerinin" ne dediğine bakalım! Lozan Üniversitesi'nden evrimsel biyoloji doktoru Marc Robinson-Rechavi şöyle dedi: "Makalede büyük 'C' harfiyle 'Creator' (Yaratıcı) kelimesinin geçmesinin uygunsuz olduğu konusunda neredeyse herkesle hemfikirim." Ah, yani eğer küçük 'c' harfiyle olsaydı, bu kelimenin doğayı ve kör seçilimi ifade eden mecazi bir terim olduğu söylenebilirdi. Fakat büyük 'C' ile yazıldığında, herkesin inanmakta, hatta adını anmakta sorun yaşadığı Yaratıcı kastedildiği açıktır! Rechavi şöyle devam ediyor: "Hatasız bir insani süreç yoktur, ancak önemli olan derginin bu hatayla nasıl başa çıkacağıdır." Yani tüm evrim evlatları hata yapar, hata yapanların en hayırlısı ise Yaratıcıyı anma hatasından tövbe edenlerdir.
Her yönden gelen bu korkunç baskı ve bu zorbalığın etkisiyle dergi, fırtınanın başladığı gün konudan haberdar olduğunu ve derinlemesine incelediğini duyuran bir ilan yayınladı. Sonra aynı gün içinde tekrar bir açıklama yaparak, "Yaratıcı" kelimesinin geçmesinden ve bunun çağrıştırdığı anlamlardan dolayı özür diledi; makalenin dilinin hakemler tarafından yeterince dikkatli incelenmediğini belirtti. Kardeşlerim, bu ardı ardına gelen açıklamaların ifade ettiği korku halini hayal edebiliyor musunuz?! Dergi, insanların ondan yüz çevirmesi, iflas etmesi ve personelinin sokakta kalması fikrinden dehşete düşmüş gibiydi. Ertesi gün, 3 Mart 2016'da dergi makaleyi geri çekeceğini duyurdu! Dikkat edin! Sadece "Yaratıcı" kelimesini silmekle kalmayıp, makalenin tamamını geri çektiler! Makale artık onlar için kurtulunması gereken bir utanç lekesi haline gelmişti. Dergi bir kez daha, bu makalenin yayınlanmasına yol açan hatalar ve ihmaller için özür dilediğini ilan etti!
Elbette, araştırmacılar için bir makalenin iptal edilmesi, harcadıkları tüm emeklerin yok olması, bilimsel geleceklerinin yıkılması ve gelecekteki araştırma burslarından mahrum kalmaları anlamına gelir. Hatta bu durum, iflas etmeleri ve yoldan geçenlerin ayakkabılarını temizlemek için sokaklara düşmeleri manasına bile gelebilir; hatta Çin'de oldukları ve desteklerini Çinli bir kurumdan aldıkları göz önüne alınırsa, başlarına çok daha fazlası da gelebilir. Bu yüzden araştırmacılar, herkesi meselenin sadece dilsel bir hatadan ibaret olduğuna ikna etmeye çalıştılar! Çince orijinal kelimenin çevirmen tarafından yanlış tercüme edildiğini, aslında "Doğa" (Nature) demek istediklerini savundular. Araştırma ekibinin başkanı şöyle dedi: "Bizim kastımız elin doğa tarafından tasarlandığı, yani evrimin bir ürünü olduğuydu! Düzenlenmiş versiyonda 'Yaratıcı' kelimesini 'Doğa' ile değiştireceğiz! Bu yanlış anlaşılmanın neden olduğu her türlü sorun için özür dileriz! Deneyleri yapmak, analiz etmek ve makaleyi yazmak için aylarımızı harcadık, yalvarıyoruz! Karar vermeden önce makaleyi okumanız mümkün mü?" Yani, "Ey insanlar, dilsel bir hata yüzünden makaleyi idam etmeden önce içindeki deneylere ve bilime bir bakın!" demek istiyorlardı. Ancak soruşturmalar, makalede adı geçen akademik editör Renzhi Han'ın daha önce Iowa şehrindeki bir Çin Evanjelik Kilisesi'nde çalıştığını işaret etti. İşte bu kadar, suçlama tıpkı Arap ülkelerindeki devlet güvenlik mahkemelerinde olduğu gibi kesinleşti; sanık birisiyle konuşmuş, birine selam vermiş veya suç işlemeyi düşündüğü sanılan birine eşlik etmiş gibi muamele gördü!
Şu an "Plos One" dergisinin sitesine girip araştırmaya bakarsanız, en başta şunu görürsünüz: "Retraction", yani makalenin geri çekilmesi! Orada "Yaratıcı" kelimesinin hakemlerin gözünden kaçtığına dair itirafı da görürsünüz. Dergi, evrimsel bir tövbe edip sadece "Yaratıcı" kelimesini silmekle kalmayarak, "kutsal evrim buzağısına" olan sadakatini göstermek ve Yaratıcıyı inkar etmek adına makalenin tamamını sildi! Buna rağmen konu derginin itibarına leke gibi yapıştı; örneğin Wikipedia'da dergi hakkında bir şey okursanız, siciline kazınmış "Creator Gate" (Yaratıcı Skandalı) başlığını görürsünüz. Derginin makalelerine yapılan atıf sayısını gösteren etki faktörü (Impact Factor) ise 2010'daki 4.4 seviyesinden 2018'de yaklaşık 2.8'e geriledi.
Buradaki asıl ve çok önemli soru şudur: Acaba araştırmaya ve dergiye saldıranlardan herhangi biri, elin yapısının ve işlevlerinin ilim ve irade sahibi bir Yaratıcıya ihtiyaç duymadığını kanıtlamak için bilimsel bir tartışma yürüttü mü? İçlerinden biri, tüm bunların tesadüf, rastlantısallık ve kör seçilimle meydana gelebileceğini kanıtlayan bilimsel bir tez yayınladı mı? Hatta, genel kitle bu araştırmayı hiç okudu mu? Tabii ki hayır, bu bilim zorbaları tarafından konuya dair hiçbir bilimsel tartışma yapılmadı! Sadece alay, maskaralık ve tiksinti vardı! "Allah tek başına anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalpleri nefretle burkulur; O'ndan başkaları anıldığında ise hemen sevinirler." (Zümer Suresi, 45. Ayet). Sadece "Yaratıcı kelimesini anmaya nasıl cüret edersiniz?" diyerek saldırı ve alay ettiler. Bu yüzden bu olaya "Yaratıcı Skandalı" değil, "Cahiller Skandalı" denilmesi daha doğru olurdu.
Ortada bilimsel bir tez yok, sadece "Yaratıcıdan asla bahsedilemez" şeklindeki tartışmasız bir ön kabul var! Tesadüf, amaçsızlık ve saçmalık tanrılarını asla sorgulayamazsınız! Evrimi asla sorgulayamazsınız! "Tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu çok tuhaf bir şey!" (Sad Suresi, 5. Ayet). Peki, neden tuhaf? Bizimle bilimsel olarak tartışın! "İçlerinden ileri gelenler: 'Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin!'" (Sad Suresi, 6. Ayet). Gelin bakın! Evrim tanrılarına dil uzatılıyor! "Şüphesiz bu, arzulanan bir şeydir (bir komplodur)!" (Sad Suresi, 6. Ayet). Tanrılara karşı bir komplo var!
Tüm bunlardan sonra değerli dostlar, başladığımız soruyu tekrar soralım: [Şunu aklınızda tutun; bu hocalardan herhangi biri gerçekten evrim teorisini veya onun bir kısmını çürüttüyse, yani bir başka deyişle onunla birlikte gelen tüm bilimleri yerle bir ettiyse, bunu yapan biri var mı? Kimse bana cevap veremez mi?] Şöyle diyebilirsiniz: "Ancak itiraz edenler sizden evrim teorisini veya bir kısmını çürüten bir makale yayınlamanızı istiyor, Yaratıcıdan bahseden bir makale değil." Değerli dostlar, biz daha önce detaylıca açıklamıştık ki evrim teorisi basitçe 'yaratılış yoktur' demektir. Bu teorinin içi tamamen boşaltılmış ve dayanakları birer birer çökmüştür. Buna rağmen takipçileri her seferinde onu yeniden tanımlıyor ve sadece onun çatısı altında bir açıklama arıyorlar; çünkü onu tamamen dışlamak, basitçe yaratılışı kabul etmek anlamına gelir. Dolayısıyla evrimin geçersizliğini ilan eden bir makale yayınlamak, tam anlamıyla yaratılışı itiraf eden bir makale demektir!
Darwinist araştırmacıların bizzat kendileri bile teorinin temellerinden şüphe duymuşlardır; değişimlerin rastgeleliği ve seçilimin körlüğü konusunda şüphelerini "Nature" ve benzeri dergilerde yayınlanan araştırmalarında dile getirmişlerdir. Ancak onlara göre dokunulamaz olan tek bir şey vardır: Tesadüfçülük iddiası ve bir Yaratıcının olmadığı düşüncesi! Eğer bu noktada bizimle hemfikirseniz, gelin teoriyi eleştirin, yeniden tanımlayın, başka bir formunu önerin ve istediğiniz gibi yayınlayın. Önemli olan sonunda "Evrim" yazmanızdır; çünkü bu kelime yaratılışın, amacın ve hikmetin olmadığı, aksine saf bir tesadüfün olduğu anlamına gelir. "Peki, madem rastgelelikten bile şüphe ettiniz, o halde bir irade olması gerekir!" dediğinizde ise "Sorun değil!" derler. "Bu mikrobiyal zeka olabilir, hücresel zeka olabilir, bakteriler seçiyor, bakteriler karar veriyor, virüsler akıllıdır" derler. İradeyi neye isterseniz ona nispet edin! Ama sakın Yaratıcıdan bahsetmeyin!
Eczacılık alanında uzman olan Ahmet İbrahim kardeşimiz, canlıların varlığında bir kasıt ve irade olduğunu kanıtlayan bilimsel bir makale yazdı. Makalede evrim teorisini düşürdüğünü veya bir Yaratıcının varlığını açıkça belirtmeden "Bilinçli müdahale" ifadesini kullandı. Bunu bilimsel dergilerden birine gönderdi, ancak hakem Dr. James McInerney makaleyi reddetti ve Twitter hesabında şunu paylaştı: "Bu hafta sonu incelemem için bana bir makale gönderildi, biraz tuhaf bir makale! Sonra onun yaratılışçı olduğunu, bilinçli bir müdahaleden bahsettiğini keşfettim; bilimsel görünüyor ama dikkatli bakıldığında kafa karıştırıcı! Sahte dergilerin varlığıyla, gelecekte daha birçok yaratılışçı makalenin yayınlanmasını beklemeliyiz." Ahmet kardeşimiz onunla Twitter üzerinden tartışmaya çalıştı ancak doktor onu engellemekten başka bir şey yapmadı!
Dikkat edin değerli dostlar, bu kişiler şöyle diyorlar: "Bir Yaratıcının varlığı doğaüstü, metafizik ve test edilemez bir şeydir." Bu sebeple onu reddettiklerini iddia ediyorlar. Sanki tesadüfi evrim doğa dünyasına ait ve test edilebilir bir fikirmiş gibi! Sanki bir hücrenin tesadüfen oluşması, sonra tüm canlı formlarına -tesadüfen- evrilmesi doğada gözlemlenen ve testlerde başarılı olan bir şeymiş gibi. Geçen bölümde bilimi sadece doğa dünyasıyla sınırlandırmanın yanlışlığını, Yaratıcının varlığının aklın gösterdiği bir gerçek olduğunu ve aklın delillerini reddetmenin bizzat "Bilim"in kendisini düşürmek anlamına geldiğini açıklamıştık. Oysa sahte bilimin hurafelerini ne akıl ne de bilim desteklemektedir.
Elbette şunu vurguluyoruz değerli dostlar: Bu uluslararası dergiler, karşılığında faydalanabileceğimiz yararlı bilimler de içermektedir. Hatta "Yakin Yolculuğu" programını takip edenler bilirler ki biz "Nature", "Science" ve diğer büyük dergilerdeki araştırmaları delil olarak kullanıyoruz. Bu araştırmaları, akıllarını maddecilik hapishanesine hapsetmemiş olanlara, araştırmayı yapanlar Yaratıcıya ulaşsa da ulaşmasa da onlara Yaratıcıyı göstersin diye sunuyoruz. "Nature" ve benzerlerindeki keşiflerden, bilgilerden ve deneylerden delil getiriyoruz; ancak akıl gerektiren sonuçlar konusunda bizi ne heva ve hevese uymak ne de Yaratıcı düşmanlarının sahip olduğu psikolojik kompleksler engelleyebilir. Doğruyu alır, yanlışı bırakırız! Psikolojik olarak yenilmiş olanlar ise Batı'nın sunduklarını bir paket olarak almamızı istiyor ve şöyle diyorlar: "Araştırmacıların kendileri evrime inanırken, siz nasıl olur da evrimi çürütmek için 'Nature' ve 'Science' makalelerini delil gösterirsiniz?" Sanki bu kişiler, laik Türk şairi Ziya Gökalp'in şu sözüyle hareket ediyorlar: "Batı'nın her şeyini, hatta karınlarındaki mikropları bile almak istiyoruz." Biz de onlara diyoruz ki: "Hayır, teşekkürler." Mikroplar ve fikri pislikler sizin olsun; bizim ise Allah'ın bizi onurlandırdığı akıllarımız var. Biz de şüphesiz bilimsel makalelerin yayınlanmadan önce "akran denetimi" (peer review) ilkesine tabi tutulması taraftarıyız. Ben şahsen farmakoloji alanında hakemli bilimsel dergilerde makaleler yayınlıyorum ve bilimsel araştırmaların hakemlik süreçlerinde yer aldım.
Yukarıda anlatılanlar, Darwinistlerin uluslararası dergilerdeki yayıncılığı tamamen kontrol ettiği anlamına mı geliyor? Hayır; ancak "Nature", "Science" ve "Cell" gibi en ünlü dergiler ve diğer pek çok dergi onların kontrolü altındadır! Nobel Ödülü de onların kontrolü altındadır! Şöyle diyebilirsiniz: "Peki, bu durum evrim teorisinin doğruluğuna ve materyalist yaklaşımın geçerliliğine bir delil değil midir?" Ben de size derim ki: "Son yıllarda eşcinsellik öyle bir güç ve hakimiyet kazandı ki, onu kınayan kişi suçlanıyor, hapsediliyor ve zulme uğruyor. Bu durum eşcinselliğin makul olduğunu ve bir hakikat olduğunu, buna karşılık insanlığın daha önceki muhalefetinin batıl olduğunu mu gösterir? Yoksa insanlığın şu an fıtratın bozulduğu, ahlaki, bilimsel ve her alanda ölçülerin sarsıldığı bir dönem yaşadığını mı gösterir?" Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "De ki: Pis olanla temiz olan bir olmaz, pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile. Öyleyse ey akıl sahipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz." (Maide Suresi: 100).
Sizin onların en ünlü dergiler ve Nobel Ödülü üzerindeki hakimiyetini delil getirmeniz, "Otoriteye Başvurma Safsatası" (Appeal to Authority) olarak bilinen meşhur bir mantık hatasıdır. Eğer bir şeyin doğruluğunu takipçilerinin çokluğu veya hakimiyeti ile kanıtlarsak, illüzyon üzerine kurulu ve büyüyen bir kar topunun içine girmiş oluruz! Takipçilerin çokluğu taklitçileri etkiler, bu da takipçi sayısını artırır ve bu böylece sürüp gider! Biz henüz Nobel Ödülü'nün siyasallaşmasından ve taraflı oluşundan bahsetmedik bile; ancak geçen yıl Nobel Kimya Ödülü verilen araştırmacıların çalışmalarının aslında evrim teorisinin başarısızlığını nasıl açıkça kanıtladığını size detaylarıyla açıklamıştık. Buna rağmen Nobel Ödülü'nün resmi sitesi "Evrimin Gücünü Kontrol Ettiler" başlığını attı ve bu ödülü ifade etmek için belirli görseller kullanarak gerçekleri -size detaylıca gösterdiğimiz gibi- çarpıttılar. Bu, Nobel Edebiyat Ödülü gibi diğer dalların siyasallaşması, İslam'a saldıran, Kur'an ve Peygamber -Allah'ın selamı onun üzerine olsun- ile alay edenlere verilmesi; ya da Nobel Barış Ödülü'nün Menahem Begin, Şimon Peres, İshak Rabin ve diğer büyük suçlular gibi azılı katillere verilmesi dışındaki durumlardır. Bu yüzden bölümün başlığı olan "Bana Nobel Ödülü Verin" ifadesi sadece bir alaydan ibarettir! Aksi takdirde, adı kirlenmiş olan bu "Nobel Ödülü"nü almak bizim için bir onur değildir!
Öte yandan, şüphesiz bilim dalında Nobel alanların birçoğu gerçek katkılarda bulunmuştur; ancak bu ödülü almak bir doğruluk kriteri değildir! Doktor Hussam Abu al-Bukhari -Allah onu esaretten kurtarsın- ne güzel söylemiştir: "Son iki yüzyılda Müslüman aklının başına gelen en tehlikeli ve en büyük şey, kendisine ve çevresindeki Müslümanlara, düşmanlarının kendisine ve dinine baktığı gözle bakmaya başlamasıdır." Bugün her şeyi düşmanlarının standartlarına göre değerlendiren ve onların onayı olmadan hiçbir şeyin doğruluğunu kabul etmeyen Müslüman evlatlarından oluşan kitlelerimiz var. Düşünün ki İslam davetinin başında Müslümanlara şöyle denilseydi: "Sıradan insanlara hitap etmek yerine, gidin Kureyş'in ileri gelenlerinden Kabe'ye çıkmanıza izin vermelerini isteyin; herkesin önünde konuşun, Lat ve Uzza'nın saçmalığını onlara delillerle kanıtlayın ve onları Allah'a ibadete çağırın. Bunu yapın, aksi takdirde davanız ikna edici değildir."
"Evrim teorisini çürüten bir araştırma yayınla" diyenler... Sanki bu alanda yayınlanmış hiçbir araştırma yokmuş gibi konuşuyorlar, öyle değil mi?! Peki, Discovery Enstitüsü tarafından yayınlanan bu listeye ne demeli? Bu araştırmaların çoğunu inceledik ve sınıflandırdık; bazısı evrim eleştirisinde yeterince açık değilken, diğer yandan hatırı sayılır bir kısmı, gözlemsel ve deneysel bilim camiasında kabul gören, saygın etki değerine sahip dergilerde yayınlanmış durumda. Bu çalışmalar açıkça tesadüfi evrimi eleştiriyor veya canlılardaki bir amaç ve tasarıma işaret ediyor; ancak elbette Çinli ekibin yaptığı gibi "Yaratıcı" kelimesini açıkça telaffuz etmeye cesaret edemeden! Peki, papağan gibi "Git, evrimi çürüten bir araştırma yayınla" diye tekrarlayıp duranlar, bu bahsedilen araştırmalara bakıp onları okudular mı? Yoksa varlıklarından bile haberleri yok mu? Sadece kendilerini "bilim camiası" dedikleri o en yüksek sesli akıma yamamaya mı çalışıyorlar? Oysa ne bu işin içindeler ne de dışındalar; hayatlarında bir gün bile bir araştırma laboratuvarına adım atmış değiller.
Burada önemli bir not var kardeşlerim; biz bu araştırmaların çoğuyla evrenin ve hayatın tesadüfen meydana gelmediği konusunda hemfikiriz. Ancak "Akıllı Tasarım" teriminde onları taklit etmiyoruz. Taklit etmeme ve aklı kiraya vermeme prensibimiz, Darwinistlere karşı olduğu gibi Akıllı Tasarım takipçilerine karşı da geçerlidir. "Tasarım" kelimesi bile, bilinen aşamaları ve adımları olan bir süreci ifade eden teknik bir terimdir; küçük bir model hazırlamakla başlar, gözden geçirme, düzeltme, deneme ve geri bildirim aşamalarından geçer, ta ki tasarımcı en uygun alternatifi veya çözümü seçene kadar. Dolayısıyla tasarım, sonuçları tam olarak kuşatamamaktan kaynaklanan insani bir süreçtir ve mutlak ilahi ilme uygun değildir. Tasarım; kavram ve uygulama olmak üzere iki aşamalı bir süreçtir. Tasarım budur! Oysa biz şöyle buyuran bir Rabbe inanıyoruz: "Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona söyleyeceğimiz tek söz 'Ol' dememizdir, o da hemen oluverir." (Nahl Suresi, 40). Evren ve hayat, sadece akıllı bir tasarıma değil; fail, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve hikmet sahibi bir Yaratıcıya delalet eder. Biz Akıllı Tasarım savunucularının faydalı bilgilerini alırız ama onları, terimlerinde bile taklit etmeyiz. Herkese karşı metodumuz şudur: "Onlar ki sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar." (Zümer Suresi, 18).
Tüm bu anlatılanlardan dolayı ey değerli dostlar; "Evrim teorisini düşürecek bir makale yayınla" diyen kişinin bu itirazı, sahte bilim takipçileriyle olan sorunun bir kanıt sorunu olduğunu varsayar. Yani onlara bilimsel bir araştırmayla ikna edici bir kanıt sunarsak, evrim teorisine öldürücü darbe vurulacak ve "Bilimsel Camia" (gözlemsel deneysel bilim topluluğu) onun çöküşünü itiraf etmek zorunda kalacak, takipçileri de bu darbeden sonra ondan bahsetmeye utanacak sanılır. Bu bölümlerde size gösterdiğimiz şey, evrendeki tüm bilimsel gerçeklerin akıl sahibini Yaratıcıya ve O'nun sıfatlarına nasıl yönlendirdiğidir. Ancak inatçılar bu delaleti inkar ederler; hatta bazıları bu gerçekleri saçmalığa ve tesadüfiliğe delil olarak kullanırlar! Yaratıcıyı inkar etme boşluklarını doldurmaya çalıştıkları evrim teorisinin veya diğer sahte bilim hurafelerinin geçersizliğine onları nasıl ikna edeceksiniz? Teoriyi "yanlışlanamaz" hale getirmişken, hangi kanıt onlara göre teoriyi hatalı çıkarabilir ki? Yani hiçbir şekilde "yanlışlanabilirlik" unsuru onlarda mevcut değildir; aksine teorinin sütunları ne kadar çökerse çöksün, "Evrim" ismini yaşatmak için daha komik yeni varsayımlar üretirler.
Kör birine, güzelliği kabul etmesi için hangi resmi göstermeliyim? "Kalplerin üzerinde kilitler varken" (Muhammed Suresi, 24); gerçekleri sunduğumuzda onların "Ağlayarak yüzüstü yere kapanacaklarını ve bunun onların huşusunu artıracağını" (İsra Suresi, 109) mı bekliyorsunuz? Bunların sorunu kanıt sorunu değildir; onlar kanıtları heva ve heveslerinden, komplekslerinden ve kalp hastalıklarından arınmış bir akılla tartışmazlar. Dolayısıyla kanıt, onlar için bir kanıt değildir! Hatta tam tersine delil teşkil edebilir ve Allah Teala'nın şu sözü onlar üzerinde gerçekleşir: "Kendilerine her türlü mucize gelse bile, o elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar." (Yunus Suresi, 96-97).
Bunu anlamak çok önemlidir kardeşlerim; ta ki ateizme reddiye veren ama ne yazık ki bilgisizce veren bazılarının düştüğü hataya düşmeyelim. Ateizm hakkındaki hurafelerden bahsederken şöyle diyor: "Beşinci hurafe, öldürücü darbe hurafesidir; birçok kişi ateistlerle Muhammed Ali Kilay mantığıyla başa çıkılabileceğini, söyledikleri ve bahane ettikleri her şeye yıkıcı ve yok edici bir cevap verilebileceğini sanıyor. Basitçe bu mümkün değildir, en azından tüm argümanlar için geçerli değildir." Yani bu arkadaşımız, ateistlerin elinde biz müminlerin yıkıcı bir cevap veremeyeceği argümanlar olduğunu düşünüyor! Oysa biz Kur'an'da şunu okuyoruz: "Allah'ın çağrısına uyulduktan sonra O'nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur." (Şura Suresi, 16). Ve yine Kur'an'da okuyoruz: "Hayır, biz hakkı batılın tepesine indiririz de onun beynini parçalar; bir de bakarsın ki batıl yok olup gitmiştir." (Enbiya Suresi, 18). Dolayısıyla ateistlerin inanmadığını gördüğünüzde, bu bizim onların batılını yok edecek yıkıcı bir cevabımız olmadığı için değil; bu cevabın -ne kadar açık olursa olsun- onlara fayda vermediği içindir. Çünkü onlar hakikat arayışçısı değillerdir. Öyle oldukları sürece sadece evrendeki ayetler değil, Allah Teala'nın buyurduğu gibi: "Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler onlarla konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat onların çoğu cahillik ediyorlar." (En'am Suresi, 111).
"Söyledikleri her şeye yıkıcı bir cevap verilebileceği düşüncesi mümkün değildir! Peygamberlerin kendileri bile bunu başaramadı, biz neden başarabileceğimizi sanıyoruz?!" Peygamberler -Allah'ın selamı üzerlerine olsun- müşrikleri hidayete erdiremediler çünkü müşrikler kanıta uymuyorlardı. Yoksa peygamberlerin elinde müşriklerin tüm batıllarına karşı yıkıcı cevaplar, hatta duyusal mucizeler vardı: Apaçık bir yılana dönüşen asa, yarılan deniz -ki her bir parçası devasa bir dağ gibiydi-, gökten inen sofra, kayanın içinden çıkan deve ve yarılan ay! Buna rağmen: "O ayetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma fayda vermez." (Yunus Suresi, 101).
Bana "Evrim teorisinin veya diğer sahte bilim teorilerinin geçersizliğini kanıtlayan bilimsel bir araştırma yayınla" dediğinde sana derim ki: Akıl sahipleri için, evrimcilerin veya başkalarının yayınladığı tüm gerçek bilimsel veriler zaten evrim masalını geçersiz kılmaktadır. Benim kendi alanımda yayınladığım araştırmalar da onu geçersiz kılar; çünkü hangi alanda olursa olsun her faydalı araştırma, evren ve hayat olaylarındaki mükemmelliğe, yasalara ve düzene işaret eder. Kalbi hastalıklı olan akılsızlara gelince, senin bu sözün şuna benzer: "İkna olmak istemeyen, hevasını ilah edinen, kendini hakikate kapatan ve cahilliğinde bağnazlaşan birini ikna edecek bir araştırma yayınla." Bizim onlara söyleyecek tek sözümüz şudur: "İnanmayanlara de ki: 'Elinizden geleni yapın, biz de yapmaktayız. Bekleyin, biz de beklemekteyiz.' Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk et ve O'na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir." (Hud Suresi, 121-123).
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.